Uçsuz bucaksız okyanusları tek başına, kürekle geçmek çılgınca değil mi?

Yol Sohbetleri: Erden ERUÇ

Yol sohbetlerinde tarihe adını yazdırmayı başarmış, imrenerek takip ettiğim, yolculuğuma başlamadan önce bana büyük ilham ve cesaret veren sevgili Erden ERUÇ konuk.

Erden ERUÇ sadece kas gücü kullanarak tam bir Dünya turu atan nadir insanlardan birisi. Okyanusları kürek çekerek geçen, ziyaret ettiği kıtaların yüksek zirvelerine ulaşan, bisiklet ile uzun yollar kateden bir sporcu. Erden ERUÇ’u Kasla Git adını verdiği yolculuğunda televizyonda yayınlanan röportajı sayesinde tanıma fırsatını yakaladım. Yolculuğu boyunca heyecanla takip ettiğim Erden ERUÇ yolculuğu boyunca kız çocukların eğitimi için verdiği desteği, çok sayıda rekoru kırması, yolculuğu boyunca gösterdiği insanüstü çaba ile bende büyük hayranlık uyandırdı. Lafı daha fazla uzatmadan Erden ERUÇ ile yaptığımız sohbet ile sizi baş başa bırakıyorum.

Merhaba sevgili Erden ERUÇ;

  • Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Kimdir Erden ERUÇ ekibi? Ne iş yapar(dı), nerede yaşar(dı)?

Ben eskiden mühendistim, Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği mezunuyum, oradan yüksek lisans derecem var. 1999 yılında Virginia’daki George Mason Üniversitesi’nden MBA edindikten sonra iş nedeniyle Seattle’a taşındım. O zamandan beridir 2003 yılında evlendiğim eşim Nancy ile beraber Seattle’da oturmaktayız. Şu sıralar ek eğitim alarak denizcilik alanında kendime yer edinmeye, rızkımı denizden kazanmaya çalışıyorum.

Uçsuz bucaksız okyanusları tek başına, kürekle geçmek çılgınca değil mi?
Uçsuz bucaksız okyanusları tek başına, kürekle geçmek çılgınca değil mi?
  • Sizi ilk izlemeye başladığımda “Kasla Git” adlı yolculuğunuz sürüyordu. Televizyonda hikayenizi duyduğumda büyülenmiştim. Tek başına, kürek çekerek okyanusları aşan bir insanın hikayesi üstümde büyük etki yarattı. Böylesine zorlu ve kesinlikle sıradışı bir yolculuğa çıkmaya nasıl karar verdiniz?

1997 yılında Washington’da bir bilgi işlem şirketinde çalışırken, gider gelir duvarda asılı bir dünya haritasının önünde dinelir, üzerinde parmağımı gezdirirdim. Bu haritada Amerikalar sağda, Pasifik Okyanusu ortada, Eski Dünya soldaydı. Washington’dan başlar, haritada Türkiye’ye kas gücüyle gidilecek yol arar, hayaller kurardım. Aradan zaman geçip bu fikir demlendikçe “Türkiye’ye varan orada durmaz, devam eder” demeye başladım ve devrialem konusuna kafa yordum.

2002 Eylül ayında İsveçli dağcı Göran Kropp ile beraber Seattle’a yakın bir yerde kaya tırmanırken aramızdaki ipin diğer ucunda düşüp ölmesi beni derinden etkiledi ve hayallerimi ertelememeye karar verdim. Göran, 1996 yılında Stockholm’den Nepal’e bisikletinin arkasında bir treylerde kendi yükünü çekerek pedal basıp Everest’e tırmanmasıyla bilinirdi.

O Kasım ayında Göran’ın Stokholm’deki cenaze töreninden dönerken uçakta bir kağıt üzerinde dünya haritasını çizdim ve Antarktika hariç, altı ayrı kıtadaki en yüksek zirveleri işaretledim. Devrialem sırasında yolumun üstündeki kıtaların en yüksek noktalarına da Göran’ın anısına çıkacaktım. Marka olarak seçtiğim “KaslaGit” de sloganım oldu.

  • Kasla Git projesinin başlangıcını ve bu eşsiz deneyiminizi bizlerle paylaşır mısınız?

2003 yılında Şubat – Ağustos ayları arasında Seattle’dan Alaska’ya gidiş-geliş Göran usulü kendi dağcılık yükümü treylerde çekerek pedal basıp, Kuzey Amerika kıtasının en yüksek zirvesi McKinley dağına tırmandım. Bunun için kış şartlarında bisikletimde çivili lastiklerle Kanada’da yol aldım, sonra Alaska’da ekip arkadaşlarımla buluştum. Dağın güneyindeki Petersville civarında yolun bittiği yerde yükümü treylerden bir kızağa aktardım, sırtımda da bir çanta, hedikle kendi kızağımı çekerek Kahiltna Buzulunun tamamını yürüyüp ana kampa vardık. 29 Mayıs 2003 tarihinde zirveye ulaştık.

Dağdan indikten sonra Nancy geldi, Alaska’da yerli ayiniyle evlendik. Sonra o uçakla geri döndü, ben tekrar Seattle’a pedal bastım. Pek bir balayımız olamadı!

2004 sonbaharında İngiltere’den elden düşme bir okyanus kayığı edindim. Bununla 2006 bahar aylarında Kanarya Adaları’ndaki Las Palmas limanından Guadeloupe’ye 96 günde giderek kürekle okyanus geçen ilk Türk oldum. Artık devrialem için yeterli tecrübe edindiğimi düşünüyordum. 2007 yılında Bursa’dan Aktaş Holding ana sponsorluğunu edinince devrialem projeme başlayabildim. 10 Temmuz 2007 tarihinde California’daki Bodega Bay limanından denize açıldım. Genelde batıya doğru ilerleyip 5 sene 11 gün sonra 21 Temmuz 2012 tarihinde aynı iskeleye bisikletle geri döndüğümde “kendi gücüyle devrialemi” başarmış ilk kişi oldum.

Devrialem sırasında Pasifik ve Hint okyanuslarını aşmıştım, böylece tarihte üç okyanusu küreklemiş ilk kişi ben oldum. Pasifik’te kürek başında geçirdiğim 312 gün sonrasında denizde en uzun süre kalan yalnız kürekçiye dair rekor bana geçmişti. Yol üzerinde, Avustralya’da Kosciuszko, Afrika’da Kilimanjaro zirvelerini de halletmiştim.
Geriye Güney Amerika’nın Aconcagua, Avrupa’nın Elbruz ve Asya’nın Everest zirveleri kaldı. Onlara ne zaman ulaşırım, bilinmez. Sponsorsuz bu işlere devam etmek çok zor, projelerim kendi paramla yapılacak birer hobi düzeyini çoktan aştı.

new-yorktan-barisa-yolculuk
New York
  • Şu anda tam olarak neredesiniz? Bulunduğunuz yeri ve bugünlerde neler yaptığınızı kısaca anlatır mısın? Bir sonraki yolculuğunuz nereye olacak?

Şimdi aklımda Atlas okyanusunu doğuya doğru kürekle geçmek var. Seattle’dan bir işadamı benimle birlikte denize açılmaya ikna oldu, epey heyecanlandı, 2016 Nisan ayının ikinci yarısında Virginia’dan denize açılırız diye umuyorum. Bu elbette bütçenin karşılanması için yeterli nakdi desteğin bulunmasına bağlı. Atlas okyanusunu doğuya doğru geçtikten sonra aynı tekneyi ABD’ne kürekle geri götürmek de düşünülebilir. Böylece denizde geçen 876 günlük kariyer gün sayısı ve 29 bin deniz mili kariyer toplam mesafelerle ilgili rekorlarım pekişir, yabancılar için daha da erişilmez hale gelir, okyanus kürekçiliğinde dünyada öncü konumumu koruyabilirim.

  • Sözlükte veya ansiklopedilerde yazan kavramları gözardı ederek “YOL” ve “YOLCULUK” kelimeleri için kendi tanımınızı yapar mısınız? Bu kelimeler sizin için ne anlama geliyor?

En basite indirgemem gerekirse YOL, benim için harita üzerinde takip edilen nesnel bir çizgiden ibaret.

YOLCULUK ise yöntem ve tecrübe içeriyor.
– YOL nereye gittiğimi belirliyorsa, YOLCULUK nasıl gittiğimi belirliyor.
– YOL bir sahne ise YOLCULUK orada oynanan bir oyun, ben de sahnedeki oyuncuyum.
– YOL bıraktığım teker izi ise, YOLCULUK etkilediğim insanlar, edindiğim tecrübeler, derlediğim hatıralardan oluşuyor.
– YOL beni yoruyorsa YOLCULUK beni besliyor, güçlendiriyor, devam etmeye teşvik ediyor.
– YOLu katlanır kılan kendimce yücelttiğim o YOLCULUK zaten.

Avusturalya'da bisiklet etabı esnasında.
Avusturalya’da toplam 8650 kmlik bisiklet etabı esnasında.
  • Uzun süreli yolculuklara çıkan bir çok kişi gibi eminim sizin de yakın çevrenizde fikirlerinizi, hayallerinizi baltalamaya çalışanlar, gözünüzü korkutmaya çalışanlar olmuştur. Yolculuğa çıkana kadar bunlarla nasıl başa çıktığınızı anlatır mısın?

Önceleri devrialem ve kürekle okyanus geçmek gibi düşüncelerimi paylaştığımda, karşımdakiler “başkası yapmış mı, daha önce böyle bir şey yaptın mı” gibi sorular sorardı. Kısa sürede düşüncelerimi herkesle paylaşmamayı öğrendim. Herkesin bilmesi gerekmiyordu, bilenlere danışmam, onları bulmam gerekiyordu. Kitaplara verdim kendimi, benzer projeleri yapmış maceracıların öykülerini okudum. Dağcılık ve doğa sporlarıyla gençlik yıllarımdan beri uğraştığımdan, bildiklerimi geliştirmem zor olmadı. Mühendis olarak eğitilmiş, problem çözmeye yatkın kişiliğim, eksiklerimi kapatıp, bilmediklerimi öğrenmeyi kolaylaştırdı.

Yolculuk sırasında bile, başkalarının benim yaptıklarımı kendi tecrübeleriyle tarttıklarını, kendi gözlerindeki gözlükle gördüklerini fark ettim. Ben aslında onlara bir ayna vazifesi görüyordum. Zaman içinde bana sorulan sorularda karşımdakilerin kendi korkularını ifade ettiklerini, benim yaptıklarımı kendilerinin neden yapmayacaklarına dair bahaneler sunduklarını idrak ettim. Ben farklıydım, başaracağımı biliyordum; zaten o nedenle yola koyulabilmiş ve yolda kalabilmiştim.

  • Biraz özeleştiri yapmanızı isteyeceğim. Yaptığınız yolculuklar sonrasında hayatınızda, davranışlarınızda, huyunuzda olumlu veya olumsuz bir değişiklik olmuştur diye düşünüyorum. Yolculuk öncesi ve sonrası gözlemlediğiniz değişimler nelerdir?

Yolculuğuma başladığımda saftım, ümit doluydum, her şey mümkündü. 5 sene 11 günde tamamladığım kendi kas gücümle devrialem projem sırasında, yolculuğuma nefer olduğum, ona hizmet ettiğim ve onu yücelttiğim oranda yardım gördüm. Anladım ki önemli olan ben değildim, yolculuğumdu.

Dünya’nın ücra köşelerinde beni daha önce hiç görmemiş, belki bir daha hiç görmeyecek insanlar bana sahip çıktı, karşılıksız yardım etti, başarmamı sağladı. Nereden gelip nereye gittiğim merak konusuydu, sarı kayığımla okyanusun öte yakasından bir kıyıya ya da yüklü bisikletimle bir kasabaya varmak, beni ilginç kılıyordu.

Ben o yolculuğun sözcüsü, motoru, finansörü, yaratıcısıydım. Çektim, çekiştirdim, ittim, iteledim, omuz verdim, sırtımda taşıdım, olmadı kucakladım sarmaladım o yolculuğu. Aynı yolculuk bir yandan beni yeniden tanımladı, bütün kaynaklarımı kendine odakladı, bir girdap gibi bana dolandı, bitene kadar bırakmadı.

O beş sene boyunca giderek değiştiğimi hissettim. Aynı sürecin sonunda arkadaşlarımın çocukları büyümüş, ben yokken kendi dünyalarında aşina oldukları hayat tarzına devam etmişlerdi. Kariyerleri ilerlemiş, çevreleri sağlamlaşmıştı. Ben ise yaşadıklarımla yalnız başıma yoğrulmuş, beş ömürlük hayat tecrübesini bir başıma yüklenmiş, onun ağırlığını omuzlarımda hisseder hale gelmiştim.

Projenin neredeyse 250 bin dolara varan bütçe açığını, birikimlerimin ve benim emeklilik fonlarımın bu yolda tükenmesinin akabinde, Amerikalı eşimin maaşından karşılamıştık. Buna rağmen proje boyunca 100 bin dolar civarında bağış derlemiş ve Türkiye’de özellikle İlköğretim Okullarına Yardım Vakfı’na (İLKYAR) yönlendirebilmiştik. Eşimin çalışıp kazandığı parayla benim Türk bayrağı gösterip dünyaya kendimi ispata çalışıyor olmam bende büyük bir eziklik yaratmıştı, yalnız kaldığımı düşünmekteydim, hiddetliydim, küskündüm.

erden-eruc-kurek

Türk bayrağı göstermemin bir Türk sporcusu olarak bana büyük bedeli olmuştu. Türk olduğumu vurguladığımdan olsa gerek, yurtdışında nakit sponsorluk bulamamıştım zira herkes kendi bayrağı dalgalansın istiyordu. 2011 Nisan ayında Afrika ana kıtasına küreklerimin palalarında Türk bayrağı ile varmıştım, Ekim ayında Namibya’dan çıkmadan önce bunları boyayla kapattım. O zamana kadar derlenen bütün fotoğraflarımda Türk bayrağı görünüyordu. Yabancı sponsor arayışımda başarılı olabilmek için artık bayraksız ek bir portföy oluşturmam şarttı.

Bütçe açığımı kapatmak için konuşmacı olarak şirketlere girmem, yazarsam kitap satmam, tanınır olup sponsorluk edinmem gerekiyordu. Bunlar için ön şart medyanın beni sahiplenmesi ve tanıtım idi. Onca başarıyı Türkiye’dekilere ve ABD’ndekilere anlatmam, “bakın neler başardım” diye haykırmam gerekiyordu. Yolculuk sırasında ziyaret ettiğim yerlerde doğal olarak gördüğüm ilgi, şehirde yerini tamamen yapay bir pazarlama çabasına, karakterime aykırı bir tarz böbürlenmeye, tabiri caizse bir tür fahişeliğe bırakmıştı.

Yapamıyordum, sanki başarılarımın, tarihte ilklerimin ve bir düzine Guinness rekorumun kıymeti yoktu, para etmiyordu. Bu da bende bir tiksinti yarattı, huzursuz oldum, bunalıma girdim. “İstenmediğim yerde durmam, tekrar yola koyulmalıyım!” demeye başladım. Yol boyunca kendi alın terim ve bilek gücümle ve birebir kendi çabalarımla hakkettiğim sonuçları, yolculuğum sırasında sahiplenebilmiştim. Şehirde ise çaba ile mükafat arasındaki ilişkiyi artık çözemez hale gelmiştim. Belki kaçmaktı bulduğum çözüm, problemlerimi sahiplenmek onlarla yüzleşmek istemiyordum. Bu cendereyi hala kırabilmiş değilim.

  • Yaşadığınız, yetiştiğiniz, sokaklarını, insanlarını bildiğiniz çevreyi ardınızda bırakıp, tek başınıza, aylarca hiç bilmediğiniz yerlerde bulunuyorsunuz. Uzun yolculuklar yapan bir çok kişinin bu durumla başa çıkamayıp evlerine döndüğünü duymuştum. Zaman zaman da olsa ardınızda kalanları özlediğiniz oluyor mu? Bu durumla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Elbette geride kalanlar özleniyor. Eşim yolculuğum boyunca büyük fedakarlıklar yaptı. Kararlarımızı beraber aldık, bütçemizi beraber kararlaştırdık, maddi geleceğimizi ipotek altına alan harcamalarımı birlikte onayladık. Bütün bunların ötesinde dünyanın neresinde olursam olayım, yuvam eşimin yanıydı, içimdeki pusula evimi gösteriyordu. Döndüğümde huzur bulduğum, ayrıldığımda özlediğim yerdi eşimin yanı. Ama bu beni gitmekten alıkoyamadı.

O özlem aslında iki kişinin birlikte yaşadığı bir duygu. Eğer eşim buna razı olabiliyorsa, o aynı özlem, beni bileyen, bana güç veren bir öge oluyor. Onun “artık yeter, sadece maceracı değil aynı zamanda bir eşsin” dediği, benimse devam etmek için inatlaştığım, Afrika’da pedal bastığım aylar en zor dönemimizdi. O aralar ben yola odaklanıp bedenen örselendikçe zihnimin durulmasını beklerken, düşüncelerim iyice koyulaşmış, kendimi eşimle yolculuk arasında tercih yapmak zorunda hissetmiştim. Sonuçta akılcı bir büyük pazarlıktı yaptığımız. Onca çaba ve masraftan sonra bırakmak çözüm değildi, o beklemeye karar verdi, ben ise yolculuğu bitirmeye.

  • Kürek çektiğiniz süre boyunca sizi en çok etkileyen hangi deniz ya da okyanus oldu?

Her okyanusun farklı kişiliği olduğunu düşünüyorum. Pasifik Okyanusu kaprisliydi. Ben denize açıldıktan sonra oluşan güçlü La Niña iklim şartları ekvator civarındaki rüzgarları değiştirmiş, güney yarıküreye geçmemi engellemişti. Okyanus beni bir yandan batıya sürerken haftada bir ümit verip hayal kırıklığına uğratmıştı.

Pasifik okyanusunu geçerken.
Pasifik okyanusunu geçerken.

Hint Okyanusu hırçındı. Güney denizlerindeki fırtınaların sebep olduğu büyük soluganlar güneybatıdan geliyor ve bunlar doğudan ya da güneydoğudan gelen rüzgar dalgalarıyla örtüşünce üst üste biniyor, batıya ilerleyen teknemin iskele tarafında dinelip üstüme yıkılıyordu. Teknemi yan yatırıp devirmeye çalışıyor, üzerime tuzlu su serpiştiriyordu, bir türlü kuruyamıyordum.

Atlas Okyanusu ise mert idi, ne söz verdiyse tutmuştu; orada beklediğimi bulmuş, planladığım gibi ilerlememe izin vermişti.

Okyanusların kendince karakterleri olsa bile nispeten bilinen, mevsimlere bağlı rüzgar, akıntı ve dalga düzenleri var. Zaten ben bunları çalıştıktan sonra denize açılırım. Halbuki yan denizlerde veya ara sularda iş çok zorlaşıyor. Bismarck Denizi, Mercan Denizi, Mozambik Kanalı ve Venezuela ile Trinidad arasındaki Paria Körfezi gibi sular beni bilhassa uğraştırmıştı.

  • Yolculuklarınız boyunca en çok zorlandığınız yer neresi oldu? Sebebini ve başınıza gelenleri anlatırsanız çok sevinirim.

Yukarıda bahsettiğim, Afrika’dayken kendimi eşimle yolculuk arasında tercih yapmak zorunda hissettiğim ayları, manen en zorlandığım dönem olarak hatırlarım. Bedenen zorlanmaktan hiç gocunmadım. Kendi kurallarımla ilerlediğim yolculuğumu değerli kılan, o zorluklarla karşılaştığımda yılmadan mücadeleyi tercih etmem, kolaya kaçmayıp hile yapmamamdı.

Uykusuz kaldığım, yorulduğum, üşüdüğüm veya sıcaktan bunaldığım zamanlarda kendime bu zorlukları severek üstlendiğimi hatırlattım. Zorlandığımı hissettiğimde kendime aylık, günlük ve bazen saatlik ara hedefler koyup bunlara ulaştıkça başarı hissini kendime tekrar tekrar hatırlattım, kendimi başarıya şartlandırdım. Hoşlandığım yiyecek veya müzik gibi ufak şeyleri geciktirip kendime şevk verecek ödül olarak kullandım; genellikle duruma hakim olan bendeki yetişkine, içimdeki çocuğu terbiye ettirdim.

Kucak dolusu inat ve bir tutam azim, bir nebze bencillik ile bir araya gelince sihirli bir şerbete dönüşüyor, hele eğitim ve hayır amaçlı ek hedeflerle de örtüşünce kişisel hedeflere odaklanmak kolaylaşıyor; durdurabilene aşkolsun!

  • Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ediyorum. Son olarak bu söyleşiyi okuyanlara iletmek istediğiniz bir şeyler var mı?

Dostlara verebileceğim ana tavsiye hayallerini sahiplenmeleri olacak. Sahipsiz kalan hayaller, uykuda arada bir gelip giden ve sabah uyanıldığında unutulan rüyalar gibi kaybolup gidiyor. Çoğu zaman kendi hayallerimizin en büyük düşmanıyızdır, boş veririz, geçiştiririz.

Hayallerin tutunup kök salabilmesi için onları önce fark etmek, ardından sahiplenip onlara yaşam hakkı tanımak gerekiyor. Hep söylemişimdir, “hayaller geleceğin yeşerdiği bereketli topraklardır.” O hayaller bizim gerçek kişiliğimizin ve gelecekte ne olacağımızın ipuçlarıdır. Bunlar filiz verdiğinde üzerinde tepinecek kişiler çıkacaktır, o tür kişilerden hayallerimizi sakınmak ve bilenlere danışmak gerekir.

Benim için en zor iş başlangıç noktasına gelmek olmuştu. İnanın, yola koyulan ve niyet edip o yola baş koyan bir kişi, başladıktan sonra engellere rağmen vazgeçmiyor, bahane değil çözüm üretmeye devam ediyor. Tecrübeyle sabittir.

İçten sevgilerimle;
Erden.

REKORLAR VE SAYILARLA ERDEN ERUÇ - İçeriği görmek için tıklayın!

REKORLAR VE SAYILARLA ERDEN ERUÇ - İçeriği görmek için tıklayın!

  • 3 okyanusu tek başına kürekle geçen ilk kişi.
  • Hint Okyanusu’nun tamamını, iki anakıta arasında kürekle geçmiş ilk kişi.
  • 312 gün ile denizde en uzun süre kalan yalnız kürekçi.
  • Toplam 876 gün ile Dünya’nın en tecrübeli okyanus kürekçisi.
  • Güney yarı küreden başlayıp kuzey yarı kürede biten bir okyanus geçişini gerçekleştiren ilk ve tek kişi.
  • Atlas okyanusunda 5300 deniz mili civarında bir mesafe ile tarihte kas gücüyle en uzun gecişi gercekleştiren kişi.
  • Karayip denizinde 1709 deniz mili mesafeyle tarihte kas gücüyle en uzun gecişi gerçekleştiren kişi.
  • Meksika körfezini kürekle geçen ilk kişi, 880 deniz mili.
  • Okyanusu kürekle geçen ilk Türk.

Kürek etapları

  • Pasifik: Bodega bay (abd) – Papua Yeni Gine: 9072 deniz mili
  • Hint Okyanusu: Avustralya – Mozambik: 5667 deniz mili
  • Atlas Okyanusu: Namibia – Venezuela: 5450 deniz mili
  • Karayip Denizi: Venezuela – Yukatan boğazı: 1709 deniz mili
  • Meksika Körfezi: Yukatan boğazı – ABD: 880 deniz mili

Zirve faaliyetleri

  • Alaska, mckinley zirvesi: 6194 m
  • Tanzanya, Klimanjaro zirvesi: 5895 m
  • Avustralya, Kosciuszko zirvesi: 2228 m

Bisiklet Etapları

  • Avustralya: 8650 km
  • Afrika kıtası: 7329 km
  • Güney Amerika: 137 km
  • Louisana- Bodega bay: 3845 km

Başlangıç: 10 temmuz 2007
Bitiş: 21 temmuz 2012
Toplam süre: 5 sene 11 gün 12 saat 22 dakika
Toplam mesafe: 66.291 km

Bağlantılar

Web sitesi: http://www.KaslaGit.com

Facebook Sayfası: https://www.facebook.com/erden.eruc
https://www.facebook.com/Erden-Eruc-KaslaGit-144630218966034/

Twitter: @ErdenEruc ve @KaslaGit

 

Hakkında Güneş AKDOĞAN

10 yıldır hayal kurdum, planlar yaptım, herkese anlatıp durdum. İstediğim tek şey Dünya’yı görmekti. Bize gösterilen yerleri değil, adını duymadığım, komşu şehirde yaşayanların bile bilmediği yerleri görmek istedim. 2 Ocak 2012 tarihinde hayal kurmayı bıraktım, sırtçantamı yüklendim ve yola çıktım. Binlerce km yolu yürüdüm, okyanusu yelkenle geçtim, yağmur ormanlarında yaşadım.

İlginizi Çekebilir!

Yol Sohbetleri: Aylak İlsu

İlsu Dirgin, takip edenlerin Aylak İlsu olarak tanıdıkları örnek alınası gezentilerden. Uzunca süredir gıptayla fotoğraflarını …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir