Bisikletle uzun yol gidenler, dünya turuna çıkanlar her geçen gün artıyor. Ben de zaman zaman “acaba bisiklet mi alsam” diye kurtlansam da ayaklarıma ihanet edemiyorum. Bisikletler arasında hep çok çekici ve ilginç görünen bir model var ki işte bu söyleşinin merkezinde o ve iki harika insan var. YATAY BİSİKLET ya da yabancıların deyimiyle “Tembel Bisiklet” (lazy bike).

Gökben ve Nicolas hayatlarının bir döneminde yolları kesişmiş iki harika insan. Bu yollar kesişmekle kalmamış güzel bir yönde ilerlemeye devam etmiş. Yatay bisiklet üstünde uzana, yayıla yıllar sürecek bir yolculuğa çıkmışlar. Kimi yerlerde öğretmenlik yapmış kimi yerlerde haftalarca dur durak bilmeden pedallamışlar. Bir süredir kendilerini takip ettikten sonra Gökben ile yolculukları ve yatay bisiklet hakkında söyleşi yapmaya karar verdim. Yazının sonunda Gökben ve Nicolas’ın yolculuklarını izlemeniz için gerekli bağlantılar mevcut.

  • Kısaca kendinizden bahseder misiniz? Kimdir Gökben ve Nicolas? Ne iş yapar(dı), nerede yaşar(dı)?

Ben kimya dersi aldığım ilk günden itibaren kimya mühendisi olmayı hedefleyen, sonunda Gazi Üniversitesi’nden kimya yüksek mühendisi olarak mezun olan, ardından da çok alakasız olan yüksek hızlı tren sektöründe çalışmaya başlayarak hayaller ve hayatlar farklılığını daha ilk adımda kendi suratına çarpan bir insanım. Ama mutluydum hem de çok. Patronumu, iş arkadaşlarımı, beni dünyanın dört bir yanına gönderen işimi, plazamı, sosyal çevremi, ailemi, Ankara’mı çok seviyordum. Aman Allah’ım ne diyordu bu kız? Öyleydi ya, ben mutluydum eski halimle de.

Nico ise uçak mühendisi olarak mezun olduktan sonra Kanada’ya gidip 18 ay boyunca karavanla seyahat etmiş. Bu seyahatinden sonra ülkesi Fransa’ya dönmeye hazır olmadığını fark edip başka bir ülkede iş aramış ve Ankara’da uçak mühendisi olarak iş bulmuş. Biz de hayatlarımızın bu aşamasında tanışıyoruz. Ankara’da.

  • Web sitenizde ve sosyal medyada kullandığınız Frogs on Wheels adına bayılıyorum. Çok klasik olacak ama neden kurbağa?

İngilizler Fransızları kurbağa bacağı yedikleri için ‘kurbağalar’ olarak anıyor yüzyıllardır. Benimse kendimi bildim bileli takma adım Kermit’tir, büyük gözlerim sebebiyle. İkimiz de kurbağa olmuşuz bir şekilde. Ama bunun yanında bizi çok güzel anlatan İngilizce bir atasözü var:

If frogs had wheels, they wouldn’t bump their butts

Türkçe çevirisi: “Eğer kurbağaların tekeri olsaydı, popolarının üstüne toslamazlardı”. Anlamı ise: “Olmayacak duaya amin denmez.” Biz kurbağalara teker vererek, olmayacak bir duayı gerçeğe dönüştürüyoruz; bisikletle dünya turu yapıyoruz.

Tacikistan kırsalında
  • Bisikletle böylesine uzun bir yolculuğa çıkmaya nasıl karar verdiniz? Bu ilginç ve keyifli yolculuğun amacı nedir?

Nico’yla tanıştıktan sonra Türkiye’de gezmeler, otostopla Gürcistan’a gitmeler derken ayırdığımız zamanın bir kültürü anlamak için, ya da tecrübe etmek istediğimiz şeyleri yapabilmek için yeterli olmadığını görüyorduk. Eş zamanlı olarak Nico’nun evine Couchsurfing’den sürekli misafirler gelirdi. Genelde sırt çantasıyla gezenler. Bir gün 5 yıldır bisikletiyle yolda olan İsviçreli Chris geldi. Sayesinde Couchsurfing’in sadece bisikletliler için olan versiyonu Warmshowers’ı duyduk ve bisikletlileri de ağırlamaya başladık. Bisiklet fikri aklımıza böylece yatmış oldu. Birden değil de yavaş yavaş oturdu planlar. Uzun olmasının sebebiyse; gitmek istediğimiz yerlere baktık, günde ortalama 50 kilometre yapabileceğimizi varsaydık. İkisini bir araya getirince 4 yıllık bir süre çıktı. Ee o zaman 4 yıl gezelim dedik.

Yolculuğumuzun sosyal sorumluluk içeren bir amacı yok; kansere karşı, ozon tabakasının delinmesine karşı vb… Biz dünyanın çevremizdekinden daha büyük ve derin olduğunu hissettik ve öyle miymiş acaba diye bi’ bakmaya çıktık. Ha bir de benim bireysel bir takıntım vardı; önyargılı olmak. Onu kırmaya çıktım yola. Yalnız iyi kırdım, çok pis kırdım, ne önyargıymış arkadaş ya kütle halinde içimde yaşıyormuş meğer sinsice.

  • Yatay bisiklet kullanmanız sizi takip etmemin en büyük sebeplerinden. Bu tür bisikletleri ilk gördüğümde “tam bana göre” demiştim. Yatay bisikleti seçmenizin sebebi nedir? Standart bisikletlere göre avantajlarını ve dezavantajlarını anlatır mısın?

Dünya turumuzu bisiklet ile yapmayı düşünmeye başladıktan sonra ikinci el normal bisiklet alıp birkaç ayda modifiye edip vücut ölçülerimize göre ayarladık. Sonra düştük yollara. Kırşehir’den Adana’ya 500 km’yi 6 günde pedalladık. Bisiklet bize göre ayarlanmış olmasına rağmen ağrımayan eklemim kalmamıştı. Canım çok yanıyordu ama anneannemin yaşadığı Mersin’e giderken onlarca kez geçtiğim yolu sanki daha önce hiç kullanmamışım gibi hissediyordum. Acıdan gözlerim yaşlı olmalarına rağmen tamamen farklı bir gözden görebiliyordum. Bisikletin verdiği ‘yolda olma’ hissini sevmiş ama kesinlikle normal bisiklet kullanamayacağıma karar vermiştim. Birkaç ay sonra Fransa‘ya gidip yatay bisiklet kiraladık. 3 günlük geziyi tüy kadar hafif yaşamıştık. Kararı da vermiş olduk: Yatay bisikletle dünya turu.

Sürekli asfalta değil de boynunuzu zorlamadan geçtiğiniz manzaraya bakabilme keyfini yaşıyorsunuz.

Türkmenistan

Birçok avantajı ve dezavantajı var. Avantajlarından bazıları: Normal bisiklete nazaran daha alçak olması sebebiyle %10-20 daha az rüzgâr direncine maruz kalıyor ve bu sayede daha az enerji sarfiyatı sağlıyor. Pozisyonu gereğince vücudunuzun üst kısımlarında herhangi bir kasılma ya da gerginlik, boyun, kollar, bilekler, eller, omuzlar gibi kritik noktalarda herhangi bir ağrı olmuyor. İkimiz de kronik sırt ve boyun ağrısından muzdaribiz maalesef. Yatay bisiklet pozisyonu bunları normal bisiklete göre daha hafif geçirmemizi sağlıyor. Bisikletin alçak olması ve kütle merkezinin yere yakın olması, bisikletçinin düşüşünün kötü sonuçlarını bariz bir şekilde azaltıyor. Yatay bisiklet sürmek için pratik yapmak gerektiğinden çalmaya yeltenen kişi kaçmaya çalışırken, siz yürüyerek ona yetişebilirsiniz 🙂 Sallanan sandalye rahatlığında bir koltukta oturduğunuz için o garip silikonlu taytları giymek zorunda kalmıyorsunuz. Bence bu önemli bir ayrıntı.

Türkmenistan

Normal bisiklete biniyorum, bunu da ilk seferde sürebilirim yanılgısına ilk başta düştük.

Dezavantajları ise: Zorlu koşullarda, normal bisikletlerde olduğu gibi ayağa kalkıp pedal üstünde süremiyorsunuz. Ama diğer taraftan, yatay bisikletlerde bu tarz bir kuvveti koltuktan alıyorsunuz. Arkanıza sıkı yaslanarak pedalları itebiliyorsunuz. Sonuç itibariyle tepeye ulaştığınızda yatar pozisyonunuz sayesinde daha rahat nefes aldığınız için daha az yorgun hissediyorsunuz.

İlk denemede arkanızda güvenebileceğiniz deneyimli birinin sizinle ilerlediğini bilmek, öğrenmek için en iyi yol. Bu şekilde birkaç sürüş, genelde yeterli oluyor. Bazı yatay bisikletler, normal bisikletlerden daha uzun oluyor. Bu sebeple bisikletleri kargolarken ya da araçlara koyarken sıkıntı olabiliyor. Bisikletle seyahat etmek zaten size ucube gözüyle bakılmasına neden olurken, yatay bisikletle seyahati hayal edin. Sıkça sorularla karşılaşmak kaçınılmaz oluyor. Gerçi biz bunu insanlarla tanışmanın en kolay yolu olduğu için avantaj olarak sayıyoruz.

  • Şu anda tam olarak neredesiniz? Bulunduğunuz yeri ve bugünlerde neler yaptığınızı kısaca anlatır mısınız? Bir sonraki yolculuğunuz nereye olacak?

Tayland’dayız. Biz sadece bisiklete binmiyoruz. Zevk alacağımızı düşündüğümüz bir konuda vakit harcamaktan çekinmiyoruz. Şu anda 20 yıllık bir Budist rahip tarafından Chiang Mai şehri yakınlarında kurulmuş bir permakültür çiftliğindeyiz. Burada hem permakültür, hem meditasyon öğreniyoruz. Hem de bizim gibi orada gönüllü çalışanlara yoga öğretme fırsatım oluyor. Burada 2 hafta kaldıktan sonra sıradaki durağımız Myanmar’a pedallayacağız.

Vietnam’da çocuklarla
  • Sözlükte veya ansiklopedilerde yazan tanımları gözardı ederek “YOL” ve “YOLCULUK” kelimeleri senin için ne anlama geliyor?

Arada sırada hayatıma katıp rahatladığım, özümü bulduktan sonra geri dönüp de E5’te kaybettiğim bir kavram değil yol.  3,5 yıl önce evimden, işimden ayrıldım. Şuan evim çadırım, işimse pedallamak. O kadar iç içe yaşıyorum ki bu kavramlarla, benim için ayrı bir kefeye koyup tartma aşamasını çoktan geçti. Ama elimden geldiğince tanımlarsam; yaşamın kendisi yolculuk. Yol ise, şimdiye kadar tecrübe etmediğim öğretileri her gün her saniye karşıma çıkaran bir öğretmen.

  • Uzun süreli yolculuklara çıkan bir çok kişi gibi eminim senin de yakın çevrende fikirlerini, hayallerini baltalamaya çalışanlar, gözünü korkutmaya çalışanlar olmuştur. Yolculuğa çıkana kadar bunlarla nasıl başa çıktığını anlatır mısın?

Bunlar yolculuk öncesinden itibaren yüzleşmeye başladığım sorunlar olmasına rağmen, o kadar yılı yollarda geçirdikten sonra ilk kez birisi çıkıp da bunu soruyor. Soranın da geride çok adım bıraktığı aşikar.

Ailem ve arkadaşlarımın çoğu başından beri hep yanımda oldu. Çok şanslıyım bu konuda. Ama bazı yakın arkadaşlarım konusunda o kadar da şanslı değildim. Ben yolculuğa çıkana kadar bunlarla nasıl başa çıktım? Çıkamadım. Çok ağladım, her gece huzursuz yattım, ‘bunları söyleyenler benim dostum olamazlar’ diye çok dövündüm. Bence bu her Türk gezginin karşılaşacağı bir sorun. Yolda geçen yıllardan sonra nasıl bakıyorum? Yanlış insanlara yanlış değerler yüklediğimi şimdi daha net görebiliyorum. Ömrümüzün kısa olduğunu, beni üzen insanın hayatımda olmaması gerektiğini yol öğretti bana. Hayatımdan eksilen negatif enerjinin, çok çok daha fazlası pozitif olarak yolda beni buluyor zaten. Şimdi karşıma çıkan gereksiz yorumlarla bırakıyorum o pozitiflik başa çıkıyor.

  • Biraz özeleştiri yapmanı isteyeceğim. Yaptığınız yolculuklar sonrasında hayatında, davranışlarında, huyunda olumlu veya olumsuz bir değişiklik olmuştur diye düşünüyorum. Yolculuk öncesi ve sonrası gözlemlediğin değişimler nelerdir?

Kendimi daha iyi tanıyorum şimdi. Önceden sınırlarla kendimi ne kadar daraltmış olduğumun farkındayım.

Kendimi sadece kendime kanıtlıyorum artık ve bunun reklamını yapmıyorum, rekorlara koşmaya çalışmıyorum. Ülke koşulları sebebiyle hep bir yarış halinde büyümüşüz, hep bi’ kendini göstermece. Şimdi bu tarz bir ortama çekildiğimi hissettiğimde kendimi geri çekebiliyor ve bunu yapanları kendi hallerine bırakıp konudan pedallayarak uzaklaşıyorum.

Vietnam

Yüzeysel değil de dibine kadar değişiklik yapmaya çalışıyorum kendime dair.

Daha çok hoşgörü ve şefkat duymaya, anlamaya çalışıyorum. Daha çok şükrediyorum.

30 yaşından sonra dost edinemeyeceğimden korkarken hayatımdan hiç çıkarmamacasına sarıldığım yeni dostlar edinebiliyorum ürkmeden.

İran

Yolun getirdiklerine iyi de kötü de olsa kucak açarak gerekli dersi çıkarıp, yoluma devam edebiliyorum.

En önemlisi de ruhumu yüklerinden arındırmak için çabalıyorum. Epey de yüklüymüşüm.

Olumsuz değişiklik olmamıştır heralde ya, en azından ben gözlemlemedim henüz ama farkında olup da hala kurtulamadığım özelliklerim var. Bildiğim birisi benim hakkımda asılsız konuşunca ‘bırak dağınık kalsın’ diyemiyorum. İçim acıyor, hem de çok. Ne kadar ilkokul 5 yaşında bir reaksiyon olduğunun farkındayım ama atamadım bunu. Ek bilgi: günlüğüme bu kadar içsel yazmadım be arkadaş! Konunun üstündeyim; bir sonraki sohbetimizde tekrar sor bak, o zaman bunu da aşmış olacağım.

Ha olumsuz değişiklik buldum: Daha az banyo yapıyorum. Biraz kokuyor olabilirim zaman zaman, azıcık. Üstünde durma, ‘lanet bisikletçi’ de geç tamam mı?

  • Yaşadığın, yetiştiğin, sokaklarını, insanlarını bildiğin çevreyi ardında bırakıp, yıllarca hiç bilmediğiniz yerlerde seyahat ediyorsun. Uzun yolculuklar yapan bir çok kişinin bu durumla başa çıkamayıp evlerine döndüğünü duymuştum. Zaman zaman da olsa ardında kalanları özlediğin oluyor mu? Bu durumla nasıl başa çıkıyorsun?

Çok özlüyorum. Her gün ölümüne özlüyorum. Ben ülkemi iyisiyle kötüsüyle her şeyiyle seviyorum. O kadar ülke gezip de hala “Türkiye gibisi yok!” diyorum sıkça. Yola çıkarken de “Hiç dönmeden şu kadar yıl yolda kalacağım” gibi cümleler kurmadım hiç. Sonuçta kendi mutluluğum için yoldayım. Niye hasret çekerek zaten zor olan bir süreci daha da zorlaştırayım ki? Arada gidiyorum Türkiye’ye; Bu 3,5 yıl boyunca en yakın arkadaşımın düğününe, yeğenimin doğumuna ya da sadece hasret gidermeye gittim Türkiye’ye.

Laos’ta yokuşları tırmanırken
  • Bugüne kadar gezdiğiniz yerler arasında seni en çok etkileyen neresi oldu?

Cevaplaması çok zor bir soru bu. İsviçre’nin ve Ermenistan’ın doğası, Sırbistan‘ın ve Bosna Hersek‘in insanları, İran‘ın kültürü ve misafirperverliği bende derin izler bıraktı. Ama en çok kendi içime döndüren, kendimle yüzleştiren Tacikistan ve Tayland’dır. Tacikistan’daki Pamir dağlarında 45 gün pedalladık. Dünyanın en zorlu rotalarından birisidir bisikletçiler için. Günlerce insan yüzü göremezsin, yol yoktur, su ve yemek bulamazsın, eksi derecelerde pedallarsın. Sınırlarımın sandığımdan ne kadar geniş olduğunu ve doğayla ciddi anlamda başbaşa kalmanın bana bu kadar yarayabileceğini Pamir gösterdi bana. Ne istediğimi, neyi sevdiğimi kanırta kanırta pedalladığım 4000 küsür metre yükseklikteki geçitte gözyaşlarıyla baktığım Hindikuş dağları anlattı. “Uuu romantik cevaplar veriyordu Gökben”.

Ermenistan’da bir okulda

Tayland ise ruhuma dokundu insanları, kültürü, hoşgörüsüyle. Bir ülkenin tüm insanlarının gülümseyebileceği bir ülke, ütopyaydı benim için Tayland’ı görene kadar.

  • Yatay bisikletin keyfini fazlasıyla yaşadığınız belli bir rota oldu mu?

Biz çok normal bir şekilde yatay bisiklet diye bahsediyoruz burada ama aslında bu bisikletler gerçekten çok enteresan. Geçtiğimiz bir çok ülkede uzay mekiğinden farklı karşılanmayacak yapıdalar. Bu da insanları bize doğru çekme konusunda epey yardım ediyor. Beraber pedalladığımız normal bisikletli arkadaşlar, bizle pedalladıklarında “görünmez” olduklarını söylüyorlar. Çünkü bütün insanlar bizim bisikletlerin yanına sohbete geliyorlar. Bu da zaten yolda olma sebebimiz; farklı dünyalar görmek, farklı hayatlara tanık olmak. Bisiklet bizim için ulaşım aracından çok bir iletişim aracı. O sebeple yatay bisikletin keyfini tek bir rotayla kısıtlayamam. Bize her an keyif veriyor. Buna ek olarak, normal bisiklette asfaltı izlememek için kafanızı kaldırmak zorundasınız ama yatay bisiklette böyle bir zorluk yok çünkü kafanız her zaman karşıya bakıyor yani bütün manzara her zaman önünüzde. Sanırım bisikletimi çok seviyorum ya. Böyle sorular gelince aşkımı ilan etmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Laos
  • Yolculuklarınız boyunca en çok zorlandığın yer neresi oldu? Sebebini ve başınıza gelenleri anlatırsan çok sevinirim.

Ülke olarak Çin oldu. Hem de ne oldu, offf… Çin’de 15 ay kaldık. Bunun 4 ayı pedallayarak, 11 ayı İngilizce öğreterek geçti. Orada yaşamak tek başına bir yazı olurdu, oraya hiç girmeyeyim. Pedalladığımız kısım zaten yeterince yorucuydu. Bir üstteki soruya verdiğim yanıtla çelişecek bir cevaba hazır olun! Yabancıysanız Çin’de kendi alanınız diye bir şey söz konusu değil. Kör itin öldüğü yerde bile karşınıza birisi çıkabiliyor. Bu, genelde güzel ama eğer bütün gün 4000 metre irtifalarda tırmanmışsanız, 5 dakika soluklanmak istediğinizde daha henüz park etmeden sizinle fotoğraf çektirmek istediği için bisikletinizin arkasından çekerek sizi durdurmaya çalışan bir Çinlinin sizi düşürmesi ve bunun arka arkaya birkaç kez olması çok da sakin kalınabilecek bir an olmuyor. Buna benzer yaklaşımlarla geçen zorlu bir ülkeydi Çin bizim için.

Tacikistan’da 4655 mt. yüksekte

Zorlandığımız yerden ziyade zorlandığımız anlardan bahsetmek isterim. Fiziksel zorluklar fasa fiso, onu bir söyleyeyim. Her gün kamp kuruyoruz, her yemeğimizi kendimiz pişiriyoruz, yağmurda karda çamurda pedallamak zorunda kalabiliyoruz, filin geçebildiği yere yol yapılan eğimlerde tırmanıyoruz ve benzeri daha bir çok zorluk. Ama bunların hepsi akşama bitiyor ve ertesi gün yeni bir gün doğuyor. Bu rutine alışmak 2 hafta. Daha fazla sürüyorsa zaten o yolun ömrü çok da uzun olmuyor. O sınırı aşabilmişseniz sırada başka zorluklar sizi bekliyor. Sevdiğiniz insanın çölün ortasında birden bilincini kaybetmesi mesela. Çöldesin ne yapabilirsin? Yol bile yok! Hah işte bununla karşılaştığım an, karnıma öküzün oturduğu andı! Ama 5 dakika sonrası ise hayatımda hem psiklojik hem de fiziksel en güçlü olduğum an! 1.91 cm boyundaki adamı taşıdım ya. Şimdi hatırlarken bile vücudum titriyor. Onu güvenli bir ortama kavuşturduğum anda fark ettim ki zihnim ve vücudum geçmişim ve geleceğimdeki enerjilerimden yemişti aslında. İşte yolculuğumuzun en ağır anlarından biri.

  • Son olarak bu söyleşiyi okuyanlara iletmek istediğin bir şeyler var mı?

Çok büyük hayaller kurmaya gerek yok be hacı! Veya çok derin felsefeler oluşturup da yetersiz hissetmeye. Ya da zorlu hedefler belirlemeye.

Ama en önemlisi “Yapamam” demeye gerek yok!

Kamboçya’da 20.000 km kutlaması!

Yapıp yapamayacağını bir çık da yol göstersin sana! Parasız olmak, kadın olmak, aile babası olmak, genç olmak, yaşlı olmak, hasta olmak… Ya da birkaçı birden… Bunların hepsi senin önüne sürdüğün bahanaler. Herhangi bir bahaneyi getir, sana ona rağmen yolda olanlar listesini getireyim. Örnek olsun diye yani. Ha ya da evde oturmak mı seni mutlu ediyor. O zaman öyle kal. Bence onun da ayrı bir güzelliği var. Herkes yola düşecek diye bir şart yok. Özetle seni mutlu eden neyse, o yolda ilerle be güzel kardeşim.

Dinlemeyi seviyorum, paylaşımlarınızı merakla bekliyorum gençler. Bu röportajı yapan Güneş’e çok teşekkür ediyorum. Hepinize uzaklardan sevgilerimi gönderiyorum.

Bağlantılar

Web sitesi: http://www.frogsonwheels.net/tr

Facebook Sayfası: https://www.facebook.com/FrogsOnWheels.net/

Instagram: https://www.instagram.com/frogsonwheels/

YouTube: Frogs On Wheels

Google + : Frogs On Wheels

Paylaş
Önceki İçerikSeyahatin İlk Gününde Dikkat Etmeniz Gerekenler
Sonraki İçerikProfesyonel Gezgin Meslekleri
Güneş AKDOĞAN
10 yıldır hayal kurdum, planlar yaptım, herkese anlatıp durdum. İstediğim tek şey Dünya’yı görmekti. Bize gösterilen yerleri değil, adını duymadığım, komşu şehirde yaşayanların bile bilmediği yerleri görmek istedim. 2 Ocak 2012 tarihinde hayal kurmayı bıraktım, sırtçantamı yüklendim ve yola çıktım. Binlerce km yolu yürüdüm, okyanusu yelkenle geçtim, yağmur ormanlarında yaşadım. Google+

2 YORUM

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın