Çöpünü Şehrine Taşı

1

Merhaba sevgili şehirli genç arkadaşım. Bu sefer can sıkıcı bir giriş yapıp senin de canını sıkacak bir konuyu tüm çıplaklığı ile yazmaya karar verdim. Yazının başlığı için “bokunu şehrine taşı” yazmayı çok istiyordum fakat derin bir nefes alıp 10’a kadar saydıktan sonra sakinleştim ve kelimelerime çeki düzen verdim. Bu yazının konusu siz şehirde yaşayan doğa severler ve arkanızda bıraktığınız çöpleriniz. Şu aşamada “ben çöpümü hep yanımda taşırım, doğada asla bırakmam” diyecek cesareti olanlar sadece yazıyı okumakla yetinsin ve üstüne alınmasın. Diğerleri için iki çift lafım var!

Ne bu hiddet, ne bu dehşet diyenler için kısacık bir özet geçmek istiyorum. Çoğunuzun bildiği gibi geçenlerde, adı lazım olmayan bir grubun etkinliğinde, 6-8 bin kadar “şaşkın” genç toplanıp “çadır kampı!?” yapmaya yeltenmiş. Bunların hiç birine “bu kadar kalabalık bir grupla doğada kamp yapamazsınız, anca doğaya tecavüz edersiniz!!!” diyen bir akıllı da çıkmamış. Eh durum böyle olunca etkinlik süresince ve tabii ki sonrasında doğaya edilen tecavüz ortaya çıkmış. Daha önce bir çok yayla, ören yeri, milli park, orman kampı gibi alanların nasıl “bok”, pardon, “çöp” içinde bırakıldığını gördüğüm için bu duruma şaşırmadım. Şaşırmadım ama bu sefer gerçekten çok ama çok kızdım. Kızgınlığımın sebepleri ayrı bir yazı konusu. Bu etkinlik nedir, kimlerdir vs… diye merak edenler kampa katılmış genç bir arkadaşın çektiği videoyu izleyebilir. Videoyu izleyip utandıktan, sinirlendikten, kızdıktan ve küfürler edip rahatladıktan sonra yazıyı okumaya devam edebilirsin.

Doğaya Karşı Sorumluluğumuz

Dağcılık ve kampçılık, yelken, tüplü dalış gibi doğa sporlarının eğitimlerinde doğaya karşı sorumluluklarımızı belirten, ortak bir kaç konu vardır. Bu temel konuları çok iyi anlamamız, içselleştirmemiz, bunları huy edinmemiz ve her şartta uygulamamız gerekir. Kendi istek ve zevklerimizi her zaman sorumluluklarımızın ardında tutmak zorundayız. Bu ortak konuları, biraz da affınıza sığınarak, içimdeki kızgınlıkla harmanlayıp yazdım. Bu konular tuvalet eğitimini tam almış her insanın uygulayabileceği, çok basit kurallara sahip sorumluluklardan oluşur.

“ARDINDA AYAK İZİNDEN BAŞKA BİR ŞEY BIRAKMA!”

Bunun ne olduğunu çok ama çok iyi anlamak zorundayız. Dağa, kampa giderken çantamızda, cebimizde götürdüğümüz her şeyi (evet, çok küçük istisnalar hariç, gerçek anlamda her şeyi) şehre, yani “?!medeniyete!?” geri taşımak zorundayız. Gıda paketleri, sigara izmaritleri, içecek kutuları vs… aklınıza ne geliyorsa, kamp alanına taşıdığımız her şeyi aynı şekilde paşa paşa geri taşımak ZORUNDAYIZ!!! Doğa bizim taşıdığımız medeniyet bokumuzu temizlemek zorunda değil. Bu yüzden kamp malzemeleri arasında mutlaka çöp torbası bulundurulması tavsiye edilir. Sırt çantamıza 2-3 tane çöp torbası sıkıştırmanın kimseye zararı OLMAZ. Çöpümüzü şehre taşımanın faydası ise düşündüğünüzden çok ama çok daha büyük OLUR! Senden sonra aynı yere gelen birisi desin ki “Buraya daha önce kimse gelmemiş galiba!”

“SANA AİT OLMAYAN HİÇ BİR ŞEYİ ALMA!”

Tüplü ve tüpsüz dalış kursunda da öğretilen ilk kural budur. Gittiğin yerden bir taş dahi alma. Onların sahibi biz değiliz, gezegendir. Gezegene ait olan bir şeyi almak basit anlamda HIRSIZLIKTIR, DOĞA HIRSIZI OLMA! Yürüdüğün patikayı, kamp yaptığın ovayı, elini, yüzünü yıkadığın dereyi izle, fotoğrafını çek, ona dokun, onunla vakit geçir ama çantana tek bir yaprak dahi koyup oradan uzaklaştırma. Her gelen bir taş alıp götürse, oooOOOO…. Anlatabildim mi?

“CANLIYA ZARAR VERME, BENİM DE CANIMI SIKMA!”

Canlı dediğimde aklına ne geliyor? Bunu 10 saniye düşünmek için şimdi gözlerini kapat. Sadece börtü, böcek, kuş, ayı, kurt, kelebek aklına geliyorsa en yakın kitapçıdan biyolojiye giriş kitabı alıp okumaya başla sevgili dostum. Doğa görünen, görünmeyen, hareket eden veya etmeyen bir çok canlıya evsahipliği yapar. Mantarlar, solucanlar, bitkiler, likenler, algler, balıklar ve daha nice canlı kendi arasında bir düzen içinde yaşamını sürdürür. İnsan olarak kendimizin ve çevremizdeki varlıkların farkında olduğumuz bir zihne sahibiz. Her yerde ne kadar akıllı olduğumuzdan bahsetmeyi de çok severiz. Böylesine özel bir zihne sahip olmanın sorumluluğunu da taşımak ZORUNDAYIZ!

Ölüm kalım meselesi olmadığı sürece asla ve asla herhangi bir canlıya zarar VERMEYİN! Kamp ateşi yakmak için ağaç dalı kesmeyin mesela. Sevgilinizi etkilemek için çiçek koparmayın mesela. Şehirdeki temizlik takıntınızı yanınızda taşıyıp deterjan kullanmayın mesela. Plastik çöplerinizi sağa sola bırakıp canlılara zarar vermeyin mesela. Sapanla kuş avlamayın mesela. Bu liste uzar gider, ana fikri anladığınızı düşünüyorum.

“DOĞANIN SESİNİ BASTIRMA, ÇENENİ KAPA!”

Toplu kamp alanlarından ve etkinliklerinden uzak durmamın en büyük sebebi insanların çene problemidir. Kimi filozoflar der ki; “insan düşündükçe başı ağrır, kafasındaki düşünceleri bastırıp baş ağrısını ortadan kaldırmak için sürekli çenesini çalıştırmak zorunda kalır!” Siz bu filozofları dinlemeyin. Boş boş konuşuyorlar bazen. Siz konuşmayın.

Gün içinde tabii ki sohbetler edilecek, kahkahalar atılacak, kuşlara selamlar yollanacak fakat gün batmaya başladığı zaman bir zahmet çenenizi kapatın ve doğayı dinlemeye çalışın. Kamp yapmamızın amacı şehrin gürültüsünden ve karmaşasından kaçmak değil mi? O zaman kaçtığınız gürültü ve karmaşayı doğaya, kamp alanına taşımayın! Kısaca akşam saatlerinde kamp alanında bağrış, çağrış muhabbetlerden uzak durun, kamp ateşi etrafında gitar – şarkı gibi sinematik etkinlikleri bir kenara bırakın ve rüzgarı, cırcırları, avcı kuşları, yağmuru dinleyin.

“KAFANI HER DAİM AYIK TUT!”

Ben de seviyorum bir şeyler?! içip kafamı güzelleştirmeyi. Favorim votka ve boğma rakı ve işte şakalı komikli içecekler. İçince sarhoş olmayı da severim, eğlenmeye devam ettiğim sürece. Her ne kadar içip eğlenmeyi sevsem de, her ne kadar zaman zaman yaptığım kamplarda içmiş olsam da bu kuralı yazmak zorundayım. Kamp etkinliği gibi diğer tüm doğa sporları sırasında kafamızın her daim ayık olması şarttır. Olası acil durumlarda sağlıklı düşünmek, sarhoşluğun etkisi ile istenmeyen kazalardan uzak durmak, gaza gelip kör kütük sarhoş olup sağa sola zarar veren bir insan olmamak için sarhoşluk verici maddelerden (anladın sen onu) uzak durmaya özen göstermeliyiz.

“SORUMSUZLARDAN, SORUNLULARDAN UZAK DUR!”

Grup halinde yapılan tüm doğa etkinliklerinde, her birey kendi sorumluluğu yanında grubun da sorumluluğunu taşır. Bunu kabul etseniz de etmeseniz de böyledir. Sırf bu yüzden sorunlu, sorumsuz gruplardan uzak durmak zorundasınız, zorundayız! Etkinliğe katıldığınız grubun sorumsuz davranışlarını gördüğünüz anda grup liderine gereken şikayeti yapın. Baktınız umursayan yok, çantanızı toplayın ve uzaklaşın. Gerekirse etkinliğin en keyifli anında, hiç istemediğin halde eve dönmek zorunda kalsanız da sorumluluklarınızı unutmayın sevgili gençler.

Haydi Kendimize Çeki Düzen Verelim!

Üstünde yaşadığımız bir tanecik gezegenimiz var. Hepimiz doğayı seven, gezegeni seven, doğayla içiçe olmak için vakit, nakit, enerji harcayan insanlarız. Hepimiz şehrin karmaşasından, hayatın zorluğundan bıkmış halde ovalara, dağlara, patikalara, denizlere, okyanuslara kaçmak için fırsat kollayan insanlarız. Hatta aramızdan bazıları bunu bir adım öteye taşıyarak doğanın içinde yaşamakta. Tüm bunları düşündükten sonra almamız gereken basit önlemlerin umursanmaması, “amannn nolcak canım” tepkileri, üç kuruş para için canım doğaya zarar verilmesini bir tarafına takmayan dallamaların varlığı beni rahatsız ediyor. Binlerce km ötede, bir dağın başında, ormanın içinde yaşamama rağmen bu dallamaların davranışlarından ben utanç duyuyorum. Bu sebepten biraz sert kelimeler kullandım, içimi dökme ihtiyacı hissettim. Bir kişinin beynine kan sıçrasa ve “ne bok yemişiz lan biz!” diyerek kendine, çevresine çeki düzen verse kendi adıma zafer sayarım.

Doğaya bir adım atın, o size koşarak gelir! Yeter ki ardınızda ayak izinden başka bok bırakmayın!

KaynakFotoğraflar: Sündüs Burcu Uzar
Paylaş
Önceki İçerikUzakrota Travel Summit 2017 Programı Açıklandı
Güneş AKDOĞAN
10 yıldır hayal kurdum, planlar yaptım, herkese anlatıp durdum. İstediğim tek şey Dünya’yı görmekti. Bize gösterilen yerleri değil, adını duymadığım, komşu şehirde yaşayanların bile bilmediği yerleri görmek istedim. 2 Ocak 2012 tarihinde hayal kurmayı bıraktım, sırtçantamı yüklendim ve yola çıktım. Binlerce km yolu yürüdüm, okyanusu yelkenle geçtim, yağmur ormanlarında yaşadım. Google+

1 Yorum

  1. Uzun süredir değinmek istediğim bir konu Güneş… Eline sağlık..

    Ne yazık ki pis ve vurdum duymaz bir milletiz. Batı’dan Doğu’ya gittikçe de bu pislik ve vurdum duymazlık artıyor. Gittiğimiz yeri bulduğumuz gibi bırakmadığımız gibi daha beter ediyoruz. Sanıyoruz ki bıraktığımız çöpü biri gelip alacak. Bilmiyorlar ki yiyecek arayışına düşen canlılar o çöpü dağıtacak, dağılan çöpler de rüzgârın yardığımıyla etrafa saçılacak. Ben genelde yanımda poşet(ler) ve ameliyat eldiveni taşıyorum. Böyle durumlarda, zaman varsa girişip topluyorum. Bunu bence herkes yapmalı. Borçluyuz bunu doğaya..

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın