İlk sırtçantalı gezgin akımı hipilerle başlamıştı.

Turist ve Gezgin Kime Denir?

Uzun süreli ve sürekli gezenler arasında dile getirilen “Turist değil gezginim” söylemine bir açıklık getirmek üzere bu yazıyı yazmaya karar verdim. Vakti zamanında benim de yaptığım hatalı kullanımlardan birisi olsa da üstüne biraz düşününce bu söylemin gerçekten anlamsız olduğunu gördüm. Doğruyu söylemek gerekirse bu ve benzeri söylemleri görmek uzun süredir beni rahatsız ediyor. Bakalım gerçek turist ve gerçek gezgin kimmiş, neymiş? Turist kime denir, gezgin kime denir gibi soruların gerçek cevaplarını bu yazıda bulabilirsiniz. Olur da “ben gezginim, sen turistsin” demeye kalkanlar olursa suratlarına bu yazıyı yapıştırmak hakkındır genç dostum.

Turist misin Gezgin mi?

Özellikle bu satırları okuyan, henüz kendi yolculuğuna başlamamış, deli gibi web sitelerini karıştıran, gezenlere hayran olan, ben de bir gün “gezgin” olacağım diye hayallere kapılan genç arkadaşım bir sonraki satırlar senin için.
A noktasından B noktasına dinlenme, eğlenme, görme, tanıma amacıyla gittiğin an sen de bir gezginsin. Ya da turistsin. Ya da seyyah, gezenti, gezmen, gezici… Hangisini beğeniyorsan al birini koy adının önüne.

Keyifli kamp için tulumunuza gereken özeni göstermelisiniz.
Yolculuk boyunca anın tadını çıkarmak, keyif almak asıl olandır.

Öncelikle bu iki kelimenin anlamlarına ve kökenlerine bakıp “turist” ne demek, “gezgin” ne demek bunları anlamaya çalışalım.
TDK’ya göre “turist” Fransızca “touriste” kelimesinden dilimize geçmiş bir isimdir ve “dinlenme, eğlenme, görme, tanıma vb. amaçlarla geziye çıkan kimse, gezgin, gezmen, seyyah” anlamına gelmektedir.
Aynı TDK’ya göre “gezgin” ise Türkçe kökenli bir sıfat olup “gezmek, tanımak, görmek, dinlenmek amacıyla geziye çıkan (kimse), gezici, gezmen, seyyah” anlamına gelmektedir.
Türkçe kökene sahip gezgin sıfatının kökü gez-mek fiilidir. Gez-mek fiili ise eski Türkçe’de “kez-“ kökünden günümüze gez- olarak yansımıştır. Kez- kelime anlamı ile dönüş, tekerrür, dönmek, dolanmak anlamına gelir. Tekrardan başa dönüp şu çok meşhur cümleyi ele alalım: “Ben turist değil gezginim!” Buradaki hatalı kullanımın farkına varmış olduğunuzu düşünüyorum. “Turist” ve “gezgin” kelimeleri tamamen aynı anlama sahip olup birisi Fransızca kökenli bir isim diğeri ise Türkçe kökenli bir sıfattan ibarettir. Uzun lafın kısası Turist = Gezgin (kişi) anlamına gelmektedir.

Fransızca’dan dilimize geçmiş olan turist kelimesinin kökeni de eski Fransızca’da kullanılan ve dönmek, yuvarlak çizmek, çevre, dolanmak anlamına gelen tor, tourn, tourn kelimelerine dayanır. İngilizce’ye de tour-ist olarak geçmiştir.

Turist ve Gezgin Farkı Nereden Geliyor?

Ayrımcı "gezgin" söylemlerinin en ünlüsü.
Ayrımcı “gezgin” söylemlerinin en ünlüsü.

Aslına bakarsanız güzel dilimizde ve sosyal yaşantımızda böyle bir fark yok-tu. Gençler İngilizce öğrenip internette yabancı gezentilerle tanışana kadar. İngilizce sitelerde bu konuda çok fazla benzetme, alıntı yer alır. Hatta bir çok benzetme aşağılamaya kadar varabiliyor. Bana sorarsanız bu ayrımı yapmanın altında bir gruba ait olma, eylemini anlamlandırma, kendini genelden ayırma, bir adım önde tutma gibi ihtiyaçlar yatıyor. Kimse alınmasın lütfen, bu tür söylemleri ortaya koyanların büyük bir çoğunluğu aslında safça bir yanlış anlama kurbanıdır diyebilirim. Yine de krala çıplak demek gerektiği için azınlık da olsa bu ayrımı ortaya koyup böbürlenmeyi sevenlerin, “ben ve diğerleri” gibi ayrım yapmaktan hoşlananların ve bunu kullanarak statü sahibi olmanın hazzını yaşayanların da varlığı su götürmez bir gerçektir. Korkmayın gençler, asıl profesyonel olduğunuz sıfatı koyun adınızın önüne. Bu sizi daha az değerli yapmaz tam tersine bilginizi, becerinizi ve o sıfata sahip olana kadar geçtiğiniz eğitimi ortaya koyar. Bir şirkette yönetici, ofiste 9-5 çalışan, sekreter, doktor, mimar, temizlikçi, güvenlik elemanı, midyeci ve hatta CEO olup her fırsatta Dünya’nın dört bir yanına gidiyorsan bunda utanacak, gizleyecek, saklayacak bir şey göremiyorum. Hatta bence bu benim serseri hayatımın aksine çok daha zorlu ve saygı duyulası bir durumdur.

Kim kendisini nasıl nitelendiriyorsa nitelendirsin, konumuz bu değil aslında. Konuya dönmek gerekirse bu turist ve gezgin ayrımı bahsettiğim gibi İngilizce’den dilimize devşirilmiş bir kavram karmaşasından ibarettir. Peki İngilizce’de bu ayrım neden vardır, hiç merak ettiniz mi?

Çok ufak bir azınlık dışında nerdeyse tüm İngilizce kaynaklarda “I’m not a tourist, I’m a traveller!” diye böbürlenenlere rastlamışsınızdır. Tarihsel süreçler ve sosyal yapıları sebebiyle bu konuda bizim aksimize Avrupalılar’ın haklı sebepleri bulunmaktadır. Yazının başında belirttiğim gibi İngilizce’de 1772 yılına tarihlenen tourist kelimesi Fransızca tour kelimesinden köken alır ve “keyif amacıyla ordan oraya seyahat eden kişi” anlamına gelir. 14. Yy’ın sonlarına tarihlenen “travel” kelimesi ise “özellikle iş, çalışma amacıyla seyahat etmek” anlamını taşır ve “travailen” kelimesinden türemiştir. Ben turist değilim gezginim diyen kaç kişi keyif amacıyla ordan oraya seyahat etmektense iş, çalışma amacıyla seyahat ediyor diye sorasım geliyor. Kelimelerin kökenine ve anlamlarına bakınca durum ilginç bir hal alıyor öyle değil mi?

Yolculukta Keyif Yapmak veya Çalışmak

-20 derecede bir başıma kar temizlerken | Sırbistan
-20 derecede bir başıma kar temizlerken | Sırbistan, 2012

Burada farkı yaratanın travail kelimesinin kökeni olduğunu düşünüyorum. Bu kelime işkence yapmak amacıyla kullanılan bir alet olan trepalium kelimesine dayanır. Konu acı çektirmek ve işkence etmek olduğuna göre bu aleti soylular için değil de köleler için kullanıldığını söylememe gerek yok. Zaman içinde köleler de işkence aletleri de ortadan kalkmış olsa da bu kelime içinde çalışmak ve acı çekmek kavramlarını taşıyarak “travel” kelimesine kadar dönüşmüş. Tesadüfe bakın ki günümüz Fransızca’sında travail basitçe çalışmak anlamına gelmektedir. Bu yüzden batılı gezginler, özellikle sırtçantalı, yürüyerek seyahat eden, bisikletli veya otostopçu olanlar üstüne basa basa “I’m a traveler” demektedir. Yaptıkları seyahat süresince çektikleri zorluklar, maddi – manevi acılar yüzyıllar öncesinde yaşayan Romalılar’a bir gönderme taşımaktadır. Burada bir soru daha sormak isterim: Sırtında çanta ile ordan oraya dolaşan ve “I’m a traveler” – “Ben gezginim” diyenlerin sizce kaçı gittikleri yerde yiyip, içip, çevreyi dolaşıp keyif yapmanın dışında (veya yanında) götünden terler akıtarak çalışmayı tercih ediyor dersiniz? Bunu bir sorgulayın derim.

Batılı bazı gezginlerin kendilerine özellikle “traveler” demesi anlaşılabilir fakat turistlerden neden hiç hazetmezler dersiniz?

Avrupa’nın İlk Turistleri

Dunstanville
Geleceğin baronu turist Francis Basset.

 Burada konu yine tarihe ve sosyal yapıya dayanıyor. Bu sefer sizi rönesans dönemine götüreceğim. Rönesans aydınlanma, sanatın ve bilimin Avrupa’da yayıldığı dönem olarak bilinse de öyle hayal ettiğiniz gibi her isteyenin her eğitimi aldığı bir dönem değildi. Düşünün bir kere internet yok, dijital kitaplar yok, her köşe başında bir üniversite, akademi yok, ortamda soylular ve işçiler – köleler ayrımı gırla. Tarlada çalışan Hans’ın çocuğunu Oxford’a alırlar mı sanıyorsunuz? Tabii ki hayır. Soyluların bile gördükleri eğitim bulundukları yerlerle kısıtlıydı. Roma’da basılan kitaplar ertesi gün Londra’nın kütüphanelerini doldurmuyordu. Coğrafi kısıtlamalar sebebiyle soylular çocuklarını (tabii ki oğlanları) din, müzik, politika ve sanat alanlarında daha iyi eğitim almaları için Büyük Avrupa Turu (Grand Tour of Europe)’na gönderirlerdi. Farklı yerlerde eğitimlerini pekiştirip eve dönen soylu veletleri böylece daha iyi yöneticiler olurlar, köylüyü, köleleri daha iyi sömürürlerdi.

Yıllar süren büyük Avrupa turu özellikle Cenova, Venedik, Roma, Floransa, Paris gibi kültür merkezi şehirleri kapsardı. Tabii ki soylu veletleri sırtında çanta ile o kadar yolu toz toprak içinde geçip, sokaklarda ekmek arası ton balığı yiyerek gezmezlerdi. Yanlarında özel öğretmenleri ve pek tabii hizmetçileri olurdu. Yaptıkları bu tur (tour) sebebiyle de kendilerine tur yapan manasında turist (tourist) denmesi gayet anlaşılır bir durumdur. Bir nevi tarihin ilk lüks içinde gezen turistleriydi. Bugünkü hepsi dahil tatilcilerle karşılaştırınca aralarında çok da fark olduğu söylenemez.

O dönemlerde sadece soylular bu tür büyük turlara çıkabiliyor ise de zaman içinde buharlı makinelerin ve dolayısı ile tren yollarının ortaya çıkması ve Avrupa’nın dört bir yanına yayılmasıyla işçilerve köylüler de eskiye oranla daha fazla ve uzak mesafelere yolculuk yapmaya başlamış. Bu yolculukların çoğunluğu daha iyi iş ve hayat bulmak amacıyla yapılsa da sırtına çantasını alıp Dünya’yı görmeye çıkanlar da zaman içinde çoğalmaya başlamış.

İlk Sırtçantalı Gezgin Akımı

İlk sırtçantalı gezgin akımı hipilerle başlamıştı.
İlk sırtçantalı gezgin akımı hipilerle başlamıştı.

Günümüze yaklaştıkça özellikle 60’ların hipileri arasında sebebini halen daha tam anlayamadığım olaylar sonucu bir Hindistan, ipek yolu sevdası baş göstermiş. 60’lı 70’lı yılların İstanbul beyfendileri o dönemde hipilerin batıdan gelip Sultanahmet meydanında kamp kurduklarını, buradan yola devam ettiklerini anlatırlar. Dönemin hipileri tahmininizden farklı olarak çoğunlukla serserilik peşinde koşan zengin çocukları olsa da kendileri basit yaşamayı, az parayla geçinmeyi, doğada kamp yaparak, yürüyerek, otostop çekerek veya rengarenk woswos minibüsleri ile seyahat etmeyi tercih etmişlerdir. Sırtında çanta ile kıtalararası yolculuğa çıkan bu hipiler batının ilk sırtçantalı gezginleri olarak kabul edilir. Çaktırmadan laf atmak gibi olacak ama sırtçantalı gezginim demek için sırtındaki çantadan çok daha fazla kavrama, fikre, felsefeye ve yolculuğa ihtiyacın var dostum.

Sanırım kafanızda bu çekişmenin sebepleri netleşmeye başlamıştır. Bir tarafta soyluların özel hocaları ve hizmetçileri ile lüks içinde şehir şehir dolaşıp eğitim almaları ve buna “Büyük Avrupa Turu” (Grand Tour of Europe) demelerinden dolayı turist sözünün bu eylemle birlikte anılması, diğer tarafta ise sırtında çanta, kah kamp yaparak kah otostop çekerek, son derece düşük bütçeler ile kıtaları aşan, sevgi pıtırcıkları hipilerin eziyetli ve zahmetli yolculukları sebebiyle gezgin (traveler) olarak ün yapmaları bu büyük çekişmeye sebep olmaktadır.

Buraya kadar benim açımdan her şey anlaşılır ve mantıklı görünüyor. Batının sosyal yapısı, tarihi, soyluları, köleleri, hizmetçileri, işçileri, yaşananlar, rönesans vs… zaman içinde turist ve gezgin çatışmasını da beraberinde getirmiş gibi duruyor. İyi güzel de dostum tüm bu olanlardan bize ne peki?

Türkiye’de Gezgin Olmak

Seyyahların seyyahı Evliya Çelebi
Seyyahların seyyahı Evliya Çelebi

Kendi tarihimize dönüp bakınca zaten önüne gelenin ordan oraya gezdiğini, yer değiştirdiğini görüyoruz. Gezmek, yer değiştirmek, göçmek bizim hayatımızın, tarihimizin, kültürümüzün en temel yapı taşıdır. Diyar diyar gezen aşık ozanlardan, Dede Korkut’tan tutun göçebe yaşayan yörüklere, sefere çıkan padişahlardan ülkeler arası haber taşıyan elçilere kadar canı isteyen herkes o ya da bu sebeple gezip durmuş tüm tarihimiz boyunca. Seyyahların seyyahı Evliya Çelebi’yi çok severiz de kendisinin sefillik içinde değil de padişahın yanında gayet lüks içinde diyar diyar gezdiğini kaçımız biliyor acaba? Şimdi Evliya Çelebi turisttir ben gezginim demeye kimin dili varır merak ediyorum.

Konuyu toparlamak gerekirse bu turist – gezgin ayrımı ve kavgası aslında Avrupa’nın rönesans sonrası soylu – işçi kapışmasının bir tür kalıntısıdır. Düşük bütçe ile zorluklar içinde Dünya’yı tanımaya çıkan Fransız, İngiliz, Amerikalı, İspanyol vs… gezginlerin de turistleri hor görüp çoğu zaman aşağlayıcı sözler sarfetmesi tarihlerinde yatan hesaplaşmanın uzantısından başka bir durum değildir. Bu durumun bize devşirilmesi, “ben turist değil gezginim” denmesi ise büyük bir yanlış anlama ve konudan bihaber olmanın sonucudur.

Bir yerden başka bir yere keyif amacıyla, gittiğiniz yeri, kültürü tanımak amacıyla gidiyorsanız siz turistsinizdir. Türkçe ile ifade etmek istersem gezginsinizdir. Arapça ile ifade edersem seyyahsınız. Biraz sokak ağzı havası katmak istersem de gezentisiniz. Bu ne sizi bir adım önde, farklı, havalı  bişey yapar ne de tüm yıl boyunca götünden terler akarak çalışıp iki haftalık tatilini deniz kıyısında hiç bir şey yapmadan, düşünmeden yiyip içerek geçiren birisini değersiz, anlamsız veya sıradan yapar.

Eğer durumunuzu İngilizce ifade etmek isterseniz ise kendinize şu soruyu sormalısınız:
“Yolculuk ederken aynı zamanda iş bulma peşinde miyim? Götümden yeterince ter akıyor mu? Üç kuruşla beş günü çıkarmaya çalışıyor muyum? Yoksa zaten rahat bir hayatım var, işim gücüm yerinde boş vakti bulunca bir yerlere gidip, keyif yapıp tekrar olağan yaşamıma mı dönüyorum?”

Nasıl gezdiğinizin, kaç para harcadığınızın, gittiğiniz yerlerde neler yaptığınızın, gittiğiniz yerin kültürüne, diline, yemeğine bilmem nesine ne kadar ilgi duyduğunuzun hiç bir önemi yok gençler. Bunlar tamamen kendi ilgi alanlarınız, kendi hayatınız, kendi seçiminiz ve keyfinizle ilgili bir durum. A noktasından B noktasına doğru yol almaya başladığınız anda, yolculuğunuz başlar. Keyif almak, bir yeri tanımak, görmek amacıyla çıktığınız yolculuğunuz ise gezmek olduğu için sizi Türkiye’de gezgin, Fransa’da turist, Arabistan’da seyyah yapar. Bu kadar basit.

Hakkında Güneş AKDOĞAN

10 yıldır hayal kurdum, planlar yaptım, herkese anlatıp durdum. İstediğim tek şey Dünya’yı görmekti. Bize gösterilen yerleri değil, adını duymadığım, komşu şehirde yaşayanların bile bilmediği yerleri görmek istedim. 2 Ocak 2012 tarihinde hayal kurmayı bıraktım, sırtçantamı yüklendim ve yola çıktım. Binlerce km yolu yürüdüm, okyanusu yelkenle geçtim, yağmur ormanlarında yaşadım.

İlginizi Çekebilir!

Neden Rehber Kitap Okumuyorum?

Çocukken gördüklerinizden, deneyimlerinizden ne kadar çok heyecan duyduğunuzu hatırlıyor musunuz? İlk kez vapura bindiğinizde, ilk …

7 Yorumlar

  1. Güzel bir yazı elinize sağlık. Gezmeyi seven herkesin izlemesi gerektiğini düşündüğüm bir belgesel filmdir şu da;
    http://m.imdb.com/title/tt2458912/
    Sevgiler

  2. Güneş eline sağlık, daha dün Erkut Özen’le konuşuyorduk, ben de aynı hatayı yer yer yapıyordum, dün o ışığı çakmıştı, sen şimdi noktayı koydun. Sık paylaşacağımız bir çalışma olmuş. Bu tarz bilgili, yorumlu, araştırmalı içeriklerinle değer katıyor ve ilham veriyorsun. Bir küçük katkı bu tartışma “boş boş gezmeyin” derdinden yola çıkıyor sanırım, ona da bir ara el atarız.

    • Erkut abi de bu konuda dertlilerden çok iyi biliyorum. Ben gezmenin öyle ya da böyle olması gerektiğine inanmıyorum. Hep söylediğim bir laf vardır, herkesin yolu kendine. Boş boş gezen de tadını çıkarsın, dolu dolu gezen de.

  3. Vallahi kıskandım, ne güzel araştırmış ne güzel yazmışsın. Bu “sen turist’sin ben gezginim” geyiği hobi olarak gezen ve onları takip edenler arasında anlamsız yere süregelip duran bir mubabbet. Yukarıda yorum yapan Erkut’un da bu mealde güzel bir yazısı vardı… Konunun özünü son paragrafta açık ve net yazmışsın zaten, ellerine sağlık.
    Nasıl gidersen git, yeter ki git… Yok hayır gitmiyorsan o da eyvallah. Ama ne yaparsan yap, yeter ki gölge etme:)

  4. Bu defa yorum yapmayacağım. Anlamamaya çalışmanın en güzel örneğidir bu konu. Yıllardır bunu ve benzerlerini anlatmaya çalışıyorum. Ne mutlu ki yalnız değilim! eline sağlık olsun Güneş..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir