Patras Limanı – Yunanistan

Saat 12:30 civarı Patras limanına ulaşmıştık. Liman girişindeki çok sayıda büyük yolcu feribotları hemen dikkatimizi çekiyor. Yunanistan bu konuda çok ilerlemiş. Neredeyse bütün adalara giden büyük feribotlar sürekli yolcu taşımakta. Turizmi yönlendirmeyi ve bu yoldan kazanmayı gerçekten iyi başarıyorlar. Patras limanında kendimize zorla bir yer buluyoruz ve daha teknemizi bağlamamıza fırsat bulamadan liman polisi başımızda bitiyor.

Brindisi ve Corfu’da liman polislerini bulmaya çalıştığımızı düşününce buradakilerin tavırları biraz garip geliyor. Hemen bizi sorguya çekiyorlar, nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz, neden Patras’a gelmişiz, ne zaman ayrılacakmışız gibi sorularla bizi biraz bunaltıyorlar. Kendilerine buradan transit geçtiğimizi, Çeşme’ye gittiğimizi, sadece depomuz için su ve benzin alacağımızı belirtiyoruz. Pasaportlarımız dikkatle incelendikten sonra Baran’ın, Uli’nin ve benim Yunanistan girişimiz olmadığı için kesinlikle tekneden dışarıya bir adım bile atmamamız gerektiği konusunda uyarı alıyoruz. Telsizden yakıt tankerini çağırıyor ve biz limandan ayrılana kadar başımızda bekliyorlar.

Patras Köprüsü Yunanistan
Patras Köprüsü, Yunanistan

Yaklaşık 1,5 saat sonra tekrar yolumuza devam ediyoruz. Patras’tan batıya doğru yönelince uzaktan Rio-Antirio köprüsü görünüyor. Oldukça güzel bir mimariye sahip olan bu köprü Mora yarımadasını anakaraya bağlamakta. 2800 metre uzunluğundaki bu köprü 12 Ağustos 2003 tarihinde tamamlanmış ve kullanıma açılmış. Köprünün altından geçerken Korint körfezine girmiş bulunuyoruz. Bu arada karşılaştığımız Yunan bayraklı teknedekilerle de selamlaşıyoruz.

Saat 17:00 civarı hafif bir rüzgarın da yardımıyla yelkenlerimizi tekrardan açıyoruz. Bu sefer yolculuğun verdiği keyif ve rahatlıkla biraz oyun oynamak istiyoruz ve kavança[1]atıyoruz. Yalnız unuttuğumuz bir ayrıntıyı pervaneden gelen garip bir ses ile bir süre sonra fark ediyoruz ki bütün yolculuğun keyfini bir anda kaçırıyor. Teknenin kıçına bağladığımız sırtı oltayı toplamayı unuttuğumuz ve bu şekilde kavança attığımız için oltanın pervaneye dolandığını görüyoruz. Hemen motoru kapatıp suya dalarak duruma baktığımızda ise pervanenin misinayı baya bir doladığını görüyoruz.

Önce Nezih bey, ardından Baran, ardından ben nefesimiz yettiğince dalıp misinayı dolandığı yerden kesip çıkarmaya çabalıyoruz. Fakat ne kadar uğraşırsak uğraşalım misina fena halde pervanenin içlerine kadar dolanmış. Yakında görünen bir koya yaklaşıp yardım bulabiliriz umuduyla Diakopto kıyısına yaklaşıyoruz.

Yakınımızda balıkçı barınağı olmasına rağmen yardımcı olacak kimseyi bulamıyoruz. Tekrardan Baran’ın üstün çabasıyla kesebildiğimiz kadar misinayı kesip yola devam etme kararı alıyoruz. Tabii kulağımız motorda ve pervanede. Her an bir sorun çıkar mı endişesiyle yol alıyoruz. Hedefimiz 80 mil ötemizde bulunan Korint boğazına varmak.

[1] Kavança: Rüzgar altına doğru yapılan dönüşlere kavança yada boci tramola adı verilir.

Hakkında Güneş AKDOĞAN

10 yıldır hayal kurdum, planlar yaptım, herkese anlatıp durdum. İstediğim tek şey Dünya’yı görmekti. Bize gösterilen yerleri değil, adını duymadığım, komşu şehirde yaşayanların bile bilmediği yerleri görmek istedim. 2 Ocak 2012 tarihinde hayal kurmayı bıraktım, sırtçantamı yüklendim ve yola çıktım. Binlerce km yolu yürüdüm, okyanusu yelkenle geçtim, yağmur ormanlarında yaşadım.

İlginizi Çekebilir!

Sakız Adası – Çeşme

Sabah 06:30’da demir alıyoruz ve yola çıkıyoruz. Adanın güneyine indikten sonra yönümüzü doğuya çeviriyor ve …