Orsa Vakti

Sabahın erken vakitlerinde yola çıkıyoruz. Limandan çıkınca sütliman deniz bizi biraz olsun rahatlatıyor. Kuzeye yönelerek adanın diğer tarafına geçiyoruz. Güneye inmeye başlarken rüzgar şiddetini yavaş yavaş arttırmaya başlamış tekrardan Ege’nin o çalkantılı dalgaları ortaya çıkmaya başlamıştı. Artık yelken basmak için güzel bir zaman. Pupa yelken yolumuza devam ediyoruz. Yaklaşık 7 deniz mili güneye indiğimizde Baran motoru kontrol ediyor ve motorun yağ attığını söylüyor. Motorun yağ tıpası yırtılmış ve sallantının etkisiyle motor yağ atmıştı. Ne olur ne olmaz diye tekneyi yakındaki bir koya demirliyoruz. Bu koyda bizden başka bir yelkenli tekne daha var. İçinde 4-5 genç denize girmek için buraya demirlemişler. Yağ tıpası gerçekten de baya zarar görmüş durumda. Koydaki diğer tekneden edindiğimiz elektrik bandı ve ufak bir tahta parçası ile idare edecek kadar tıpayı onarıyoruz.

Yola devam ederken Baran endişelenmeye başlıyor. Rüzgar şiddetini arttırdıkça dalgaların boyu yükseliyor ve artık bütün yolculuğun yorgunluğu, stresi Baran’da dayanılmaz bir hal alıyordu. Daha fazla yola devam etmek istemediğini, en yakın yerde karaya çıkmak istediğini belirtiyor. Çaresiz yanından geçtiğimiz Kythnos adasındaki limana 17:30 civarı yanaşıyoruz. Burada ne yapacağımıza karar vereceğiz.

 

Limana girerken polis kontrol merkezinden telsizle bir mesaj alıyoruz. Bizi gördüklerini ve tekneyi bağlayıp kontrol için beklememizi istiyorlar. Gelen polislere durumumuzu anlatıyoruz. Yağ tıpasındaki sorunu anlatıp 1 gece kalacağımızı ve ertesi sabah yola devam edeceğimizi anlatıyoruz. Pasaportları kontrol ettikten sonra ayrılmadan önce polis merkezine bilgi vermemizi istiyorlar. Buradaki polisler Patras’takilere nazaran daha yardımsever ve sıcakkanlılar.

Oturup düşünüyoruz ve Baran buradan Atina’ya geçip teyzemlere katılmak istediğini, tekne ile daha fazla yola devam etmek istemediğini belirtiyor. Bunun üzerine Baran için feribot bileti bakıyoruz. Şansımıza akşam 20:00’da Atina’ya gidecek bir feribot olduğunu öğreniyoruz ve bilet alıyoruz. Baran’ı uğurladıktan sonra artık 2 kişi yola devam edeceğiz.

Akşam deniz kıyısında güzelce bir restoranda karnımızı doyurup tekneye dönüyoruz. Güvertede otururken yanımıza bir gezi teknesi yanaşıyor. İçinde bir kaptan ve tayfası var. Selamlaşıyoruz. Sohbet ederken İzmir’den geldiğimizi öğrenince kaptan önce bir iç çekiyor. “Ahhh İsmiri ahh” şeklinde iç geçirdikten sonra bana cennette yaşadığımı söylüyor. Onun da ailesi mübadele zamanında İzmir’den Yunanistan’a göçmek zorunda kalan Rumlardanmış. Benim de ailem göçmen olduğu için bir anda ortalık ısınıyor ve gecenin ilerleyen saatlerine kadar sıcak bir sohbet devam ediyor. Ne gariptir ki ikimizin de fikri bu iki halk arasında aslında bir fark olmadığı, her ikimizin de ne kadar güzel sohbet ettiğimiz olmasına rağmen nedendir bilinmez politik sebeplerden iki ülke arasında hep bir sürtüşme söz konusu oluyordu. Politik sebeplerden arınmış sohbetimizin keyfiyle şarkılar söyleniyor, iyi niyet dilekleri tekrarlanıyordu.

Hakkında Güneş AKDOĞAN

10 yıldır hayal kurdum, planlar yaptım, herkese anlatıp durdum. İstediğim tek şey Dünya’yı görmekti. Bize gösterilen yerleri değil, adını duymadığım, komşu şehirde yaşayanların bile bilmediği yerleri görmek istedim. 2 Ocak 2012 tarihinde hayal kurmayı bıraktım, sırtçantamı yüklendim ve yola çıktım. Binlerce km yolu yürüdüm, okyanusu yelkenle geçtim, yağmur ormanlarında yaşadım.

İlginizi Çekebilir!

Sakız Adası – Çeşme

Sabah 06:30’da demir alıyoruz ve yola çıkıyoruz. Adanın güneyine indikten sonra yönümüzü doğuya çeviriyor ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir