KAFAM KARIŞIYOR, CANIM DA SIKILIYOR!

Mesafesini kestirmekte zorluk çektiğim bir süredir, gitgide kendi içine çöken yalnızlığın sonuçlarıyla debelenmekten yoruldum artık. Yanılmıyorsam, son zamanlarda hep yanıldığımı da anımsamak acı verici, aylardır her güne aynı kararı alarak başlıyorum: “Gün bugündür. Oturup birikenleri yazmaya başlıyorum!” Gezdiğim, gördüğüm fakat henüz hakkında tek kelime dahi etmediğim yerleri, anılarımı, ahkam kesmekten mahçup olmayacağım teknik meseleleri, köyde elini yüzünü toparlamaya çalıştığım evin halini, yaşadığım komünü, köydeki günlük hayatı, iç sesimin birikmiş cümlelerini, daralmalarımı, ayrılıklarımı, karşılaşmalarımı, dana boku gibi bir başıma kalışımı yazmalıyım diyorum kendime. Her sabah, uyanır uyanmaz hem de.

Ardından hummalı bir planlama aşaması geliyor. Halimi görsen sanki uluslararası bir şirketin yeni ürünü için pazarlama ve tanıtım stratejisi hazırlıyorum sanırsın. Kağıtlar, kalemler, önce taslak başlıklar, gruplandırmalar, öncelikler zihnimden odanın içine uçuşuyor. Buraya kadar her şey güzel de sonrası aynı bok. Günün sonu geldiğinde yine bulduğum bahanelere sürüklendiğimi görüyor ve kendime hayret ediyorum. Her sabah aynı kararı alıp her akşam aynı hayreti yaşıyorum. Sanki dün hiç yaşanmamış gibi. Sanki yarın da aynı olmayacakmış gibi.

Bugün bir kez daha “yazmaya tekrar başlıyorum” diyerek yataktan kalktım. Ve bir kez daha yazmamış olmanın dayanılmaz sıkıntısını yaşamamak adına aklımı dökmeye başladım. Bir yerde bu kısır döngüyü kırmam gerekirdi.

10 if t=”0800″
20 then print “bugün yazmalıyım”
30 else goto 10

Arap saçına dönmüş zihnimde birbiri ardına öne çıkmaya çalışan onlarca başlığın zıplaması bir depreme sebep olmasa da güçleri ruhumu ezmeye yetiyor. Gitgide canımın sıkıldığını, ekran başında vakit geçirmemek için binbir bahane uydurduğumu gördükçe şaşkınlıkla karışık paniğe doğru yöneldiğimi biliyorum. Beni çepeçevre saran doğanın huzuruna feda edilmiş sorumluluklar gün geçtikçe benden hesap sormaya başlıyor. Ve bu durum fena halde canımı sıkıyor.

Öyle bir noktaya geldim ki ya zihnimdeki arap saçını bir kördüğüme terfi ettirip rahatlamaya çalışacağım ya da oturup herhangi bir yerden yazmaya başlayacağım. Arap saçının bahaneleri hazır bile;

– Bu kadar uğraşı iyi, güzel hoş da ne için?
– Yaz, yaz, yaz… Peki sonra?
– Tamam oturup içimi dökeyim de… Kimin umrunda. Birinin umrunda olması benim umrumda mı?
– Yaz, yayınla, paylaş… Gitgide insanlardan uzaklaşmaktan başka ne işe yarayacaksa artık.
– Şurada görülecek yerler, burada yapılacak şeyler… Sor gogıl amcaya söylesin. Yazsam bir fazla, yazmasam bir eksik. Neye fayda, neye zarar?
– Onbinlerce fotoğraf öylece el kadar bir kutunun içinde duruyor. Tıpkı pinokyo gibi hayat bulmayı bekliyorlar. Gepetto ustanın epostası neydi?
– Evde ne işler yaptığımı mı yazayım, Venezuela’da Warao yerlilerinin günlük hayatını mı? Belki en güzeli Ukrayna gece hayatını yazmalı. Paylaşımlar, yorumlar havalarda uçuşur. Sadece bir akşam bir kaç saatliğine striptiz bara gittim o kadar. Şehrin en kıyak ortamlarına nasıl alınmadığımı mı yazayım.

avarelik

Böylesi çıkmaza doğru yol alan halime “hopp orada bir dur bakalım, yolun yol değil” diyerek yoldan çıkarasım var. Bu aralar içimi dökesim var. Canımın nasıl sıkıldığını anlatarak senin de canını sıkasım var. “Yalnızım ulan” diye başlayan paragraflar yazıp yaşadığın şehir hayatından memnuniyet duymanı sağlayasım var. Zihnim yoruldu diyerek orta yaş krizine girmiş gibi yapasım, seni de buna inandırasım var.

Ve eğer “başlatma edebiyatından, ne derdin var ulan!” diyebilecek kadar dost olabilen varsa aranızda ona edecek bir cümle lafım var:

“Ormanın içinde, dört duvar, bir çatı arasında elektriksiz, elektroniksiz, bir gaz lambasını dost bilip, bir sürü defter, bir sürü kalemle aklımı yitirene kadar yazasım var!”

Hakkında Güneş AKDOĞAN

10 yıldır hayal kurdum, planlar yaptım, herkese anlatıp durdum. İstediğim tek şey Dünya’yı görmekti. Bize gösterilen yerleri değil, adını duymadığım, komşu şehirde yaşayanların bile bilmediği yerleri görmek istedim. 2 Ocak 2012 tarihinde hayal kurmayı bıraktım, sırtçantamı yüklendim ve yola çıktım. Binlerce km yolu yürüdüm, okyanusu yelkenle geçtim, yağmur ormanlarında yaşadım.

İlginizi Çekebilir!

SIK SORULAN SORULAR

Sitemin iletişim bölümünden ve sosyal medya hesaplarımdan aldığım mesajlara elimden geldiğince çabuk ve detaylı cevap …

19 Yorumlar

  1. Merhaba. Yeni yeni tanışıyorum sizinle. Yaşantınızı anlamaya çalışıyorum. Yazıların güzel. İyi kalın.

  2. Yazılarını okumaktan çok büyük zevk alıyorum abi umarım şu kitabını yazarsında okur yanına imzalatmaya geliriz iznin olursa tabi 🙂 Kendine çok iyi bak abim çoğu gence ilham oldun bunu bil.

  3. İnzivaya çekilmenin getirdiği yanlızlık sendromuna yakalanmışsın bence, bence ihtiyacın olan şey bir süre oralardan uzaklaşmak, kendini istemediğin şeyleri yapmaya zorlama.

  4. Valla Güneş ne diyeyim bilemedim. Birşey demeye gerek var mı ona da emin değilim aslında. Ancak şunu ekleyeyim ; içinde bulunduğun hisleri çok iyi biliyorum.
    Sana doğru geleni aklın söylüyor. Söylüyoor.. söylüyor.. sonrasında onun doğruluğuyla savaştığın babaneler bile kırılıp gidiyor. Kolay değil ama tercihler de genelde böyle çelmeler takıveriyor.

  5. Blog yazarı kabızlığı sendromuna kapılmışsın sen kardeş 😀
    Ben daha yolun başında olduğum için kaybedecek çok şeyim yok diyerek her sabah karar vermeyi bıraktım.
    Senin kaybedecek neyin var?

  6. Okurken ve okuduktan sonra benzer hislere sahibiz dedim kendime. Yalın olarak ifade etmek gerekirse adını koyamadığım dehşet bir boşluk bu. Yaşama tutunmanı sağlayacak, seni *sürükleyecek bir “şey”e ihtiyacın(mız) var, bence. »Anlaşılıyor ki doğa, görmek, gezmek ve yürümek tek başına bir amaç olunca büyük bir boşluğa açılıyormuş.

    Öte yandan her yazının altında olan HAKKINDA kısmı aslında büyük bir parantez. Madem okuyucuların gözüne sokuyorsun bunu dönüp dolaşıp onu okumalısın bence, belki bir cevap olabilir:)

    Sevgiler.

    • Biraz motivasyon eksiği veya belki de basitçe yorgunluk olabilir sorunun kaynağı 🙂
      Hakkında kısmı maalesef okuyucular için değil, teknik meseleler için orada duruyor. Bana kalsa hiç olmasa daha iyi 😀

  7. Yazdıklarını önemsiyorum,okumayı seviyorum. Dünyaya ,yaşamak zorunda olduğumuzu sandığımız düzenlere baş kaldırışını seviyorum. Yalnızilgini seviyorum😊…yoktan bir ev bir hayat kurma çabanı seviyorum….
    Bunlar için yazmaya değer dersen; ve tabi takipçilerin için … yazmalisin bence…. bekleyen fotoğrafları kavuşturmalisin bize…

  8. Selamlar, sistem “Ram de yer yok, yeni işlem başlatılamadı” diyosa ya bekleyen işleri kapatmak, ya da bi resetlemek lazım. 🙂 Hafızayı dolduranları bi boşaltıp yeniden başlamak lazım. Bence sorumluluk gibi hissettiren her ne varsa bırakın beklesinler az daha. gördüğünüzde mutlu olduğunuz, sizi gördüğünde mutlu olan tek bir insan bile varsa dünya üzerinde, işi gücü bırakıp ona ulaşın. paylaşın.

    aynı şeyler yüzünden zaman zaman bunalmış birinden naçizane tavsiyedir.

  9. Ben de o yalnızlık hissi başta olmak üzere, bisikletteki bazı sorunlar ve hasta olmam nedeniyle, kontağı kapatıp Üsküp’ten İstanbul’a doğru otobüsle seyahat haline geçtim. Yalnızlık çok güzel ama çok da zor. Benim limitim 4 aymış 🙂

    Yazma konusunda senin işin çok kolay ama çok zor. Yazacak çok şeyin var, bu kolay kısmı ama nereden başlayacağını kestirmek zor kısmı. Baştan başla diyeyim, fikir verme hissiyatıyla 🙂

  10. Sevgili gunes, yazmaya karsi bu zorlanisin bence ve sence kendine has sebepleri vardir. Oturup bunun uzerine teknik bir calisma yapabilirsin. Benim sana onerim. Konularin dalli budakli olmasindan oturu ses kaydi alip daha sonra o konulari tek tek acman ise yaradigi gorulmustur. Bir diger konu ise. Durulmadan anlatacak birsey de yok sanirsam. Ama sanki gozunu yol cekiyormus gibi tekrar. Sen kapanip yazmaktan bahsetmisin bunu kurgulamasin ama gozun yol cektigi icin hala yerlesik hissetmiyor olabilirsin. Sikma canini yazilan hersey bazen hicbirseydir.

  11. ah canim okyanus otesinde sesim olmussun benim de bir kismi benzer bir kismi alakasiz ama eninde sonunda bir bohca varolussal krizlerim var. ayni hesap her gun yazmak icin plan yapip kendimi bahcede toprakla oynarken buluyorum. sanki hayat bir nehir oylece akiyor bense kiyida durmus ayaklarimi bile sokmaya useniyorum. yalnizlik desen kalabaliklar arasinda yalnizim. sanirim koklerini cekip insanin kendini uzaklara firlatmasi isin en kolay kismi zor olan ise her gune devam etmek icin insanin icindeki yasam enerjisinden yemesi. bir ihtimal anlarsa bizi ya uzunyol soforleri anlar ya da maraton kosuculari. uzun zaman oldu bisiklete binmedigim. sozde bir suru sey yapacaktim gel gorki parmagimi oynatmadim bir iki yazi yazdim o kadar. bir kez daha anladim benim icin durmak hele uzun sure durmak hic iyi degil yolda olunca daha mutlu oluyorum ve belki de sosyal dunyayiya da kismam gerekiyor cunku dedigin gibi yazsam ne olacak yazmasam ne olacak 🙂 dev kucakliyorum ve elbette sesi az da ciksa okuyan seven merak eden birileri var demek istiyorum 🙂

  12. Koca reis canını sıkma geçim sıkıntısı yaşamasam yanında eker biçerdim şuana en keyifli sohbetim senle oldu, antebe düşersen gel bu kez sana Kebab yedireyim hürmet edeyim abim, golden vircinyayla kahvenin tadını çıkar, yalnızlık iyidir kafanı dinle sonra çantanı kap dağlara vur kendini en temizi 🙂 seviliyorsun güzel abim

  13. “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden.. Nazım… 🙂

  14. Doğru demiş …

  15. Tamamını okuma imkanı bulamadım ama sana bi karı lazım …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir