Atlantik’in Diğer Yakasına

Tagged: , , , , , , , , , , , ,

Yarın, 29 Aralık 2012 tarihinde Las Palmas, Gran Canarie adasından Antiller’e uzanacak Atlantik geçişine başlayacağız. Hava dünden itibaren durgunlaşmaya ve açmaya başladı. Raporlardan anladığım kadarıyla rüzgarlar bizden yana. Çok uzun zamandır hayalden öteye geçemeyen okyanusta yelkenle, rüzgarla seyahat etmek 24 saat içinde gerçekleşmiş olacak. Böylece çantamı sırtıma alıp yola çıkmamın yıldönümü aynı zamanda hayatımda bir dönüm noktasına dönüşecek.

Tam bir yıl oldu yola çıkalı. Yola çıkmaya karar verdiğim günden itibaren soran herkese heyecanla anlatıyordum okyanusu yelken ile geçmek istediğimi. Her fırsatta, her yerde bunu dile getirdim. Sandrine ile yollarımız kesiştikten sonra O da bu fikre sıcak baktı ve benim gibi tekrarlar oldu. Sayısını hatırlamadığım kadar çok e-posta attık, forumlara mesajlar bıraktık Atlantik’i geçebilecek bir tekne sahibine ulaşabilmek için. Katıldığımız radyo, televizyon programlarında tekrar tekrar dile getirdik. Katıldığımız her röportajda söyledik durduk. Sesimizi duyan birisi çıktı ve bizi teknesine davet etti. Konuştuk görüştük ve yola birlikte devam etmeye karar verdik.

Bizi takip edenlerin bileceği üzere Güney Fransa seyahatimiz ardından Cap D’Agde limanından açılarak deli deniz Akdeniz ile başladığımız yolculukta Cebelitarık‘ta mecburi bir konaklama yapmıştık. Yolda meydana gelen bir kaç arızayı gidermekle boğuşup bu sefer Kanarya Adaları’na varmak üzere 20 Aralık 2012 günü yelkenlerimizi tekrar rüzgarla doldurduk. Dürüst olmak gerekirse Cebelitarık’tan sonra ilk 3 gün neredeyse hiç rüzgar esmiyordu. Tamamen motor gücüyle hareket ettik. Sadece gün doğumu ve batımı sırasında oluşan ısı farkını fırsat bilip birkaç saatliğine yelkenlerimizi açabildik.

Cebelitarık’tan yola çıktığımız vakit direkt güneye yöneliyoruz. Fas kıyılarına doğru yaklaşmaya başlıyoruz. Geçtiğimiz Cebelitarık Boğazı oldukça yoğun bir tanker trafiğine sahip. Boğazın darlığı sebebiyle tankerlerin geçeceği güzergahlar belirlenmiş halde. Sanırsın ki denizin üstüne otoban yapmış insanoğlu. Doğu ve batı yönlerine gidecek olan tankerler birbirlerine paralel ve birer sıra halinde belli aralıklarla yol alırken biz de görece minicik teknemizi aralarından geçirmekle meşgul oluyoruz. Akşam karanlığında önümüzde radarımız açık, gelen giden teknelerin güzergahlarını, hızlarını kontrol edip kah önünden kah arkasından geçiyoruz. Bayram dönüşü otoban trafiğinde bisiklet ile karşıdan karşıya geçmeye çalışırmış gibi bir halimiz var.

21 Aralık günü, hani şu insanlığın yarısının merakla ve belki de umutla Dünya’nın sonunun gelmesini beklediği, diğer yarısının da kös kös oturduğu yerden herkesin bir anda aydınlanacağını umduğu (umut fakirin ekmeği) gün bizler Afrika kıtasından millerce uzakta 20 metrelik bir yelkenli teknede 4 kişi keyifle Atlantik Okyanusu’na açılmıştık bile. Dünya’nın sonu falan da gelmedi, gelemezdi. Henüz hayalimi gerçekleştirmeden Dünya’nın sonu falan da gelemezdi. Hayat bu kadar da adi değil çünkü.

Bu yolculuktan önce yelkenli bir tekne ile Adriyatik ve Ege denizini aşmıştım. Yaz vakti, genel olarak sakin bir havada gerçekleşmişti. Sadece Ege açıklarında 2 gün bana göre sert sayılacak hava ile karşılaşmıştım. Benim bildiğim ve gördüğüm en büyük ve deli deniz Alanya, Antalya kıyıları olmuştu. Akdenizli gözüyle kocaman dalgaları vardı. Fransa’dan açıldığımız sırada karşımızdan esen 30 knot rüzgar ve daha önce hiç görmediğim dev dalgalar anlayışımda biraz değişikliğe sebep oldu. Şimdi ise Atlantik’te yelkenli ile yol almaya başladım. Anlayışım biraz daha değişti.

Okyanus gören masum Egeli rolü tam üstüme uydu. Okyanus dediğin böyle aslan gibi, kaplan gibi birşey oluverdi gözümde. Gayet sakin hareket ediyor fakat bir görsen aman dersin böyle sakin sakin hareket etsin, sakın ola ki aksiyona falan girmesin. Hani rüzgar yoktu ya, dalga da yok gibi böyle minicik minicik hareketler falan var suyun üstünde. Ama dikkatli bakınca anlıyorum ki o minik dalgalardan bağımsız kocaman bir yükselme ve alçalma hareketi var. Öyle ki alçaldığımız yerden pek uzağı göremiyorum. Dev okyanus dalgaları benim gözümde su dağlarına dönüşüyor.

Atlantik
Atlantik okyanusunda balinalar

Okyanusa çıktığımız ilk günün sabahı teknemizin hemen yakınında 3 adet balina gözümüze çarpıyor. Dev cüsseleri ile sakin sakin oldukları yerde bekleyerek geçmemizi bekliyorlar. Belki de sadece tembellik ediyorlar. Yunuslar gibi hareketli değiller. Kafalarını bile kaldırmadan su püskürtüp göz ucuyla bize bakıyorlar.

Sanıyorum ki 3 gün sonunda yavaş yavaş rüzgar almaya başlıyoruz. Orta şiddetli rüzgar bizi çok güzel ve sarsıntısız şekilde taşımaya başlıyor. İçinde bulunduğumuz teknenin teknik yapısı ve yelkenlerinden dolayı rüzgardan çok iyi faydalanıyoruz.

Kanarya adalarından ilkine vardığımızda hepimizi alıyor bir heyecan. Graciosa adında minik, şirin bir adacık. Günlerden Christmas. Mola vermek için ufak adayı gözümüze kestiriyoruz. Saat sabahın körü. Ben diyeyim 6 sen de 5 buçuk. Adaya yaklaşırken yelkenleri indirmek motoru açmak gerek. Ama sert rüzgar yelkeni indirirken öyle bir savuruyor ki yelken alıyor başını gidiyor. Bir karmaşa bir kargaşa. Koca yelken bumdan dışarı fırlamış halde bayrak gibi sallanıp duruyor. Philip ile ben zor bela yelkeni geri topluyoruz. Rahat bir nefes alıp limana varıyoruz ki liman görevlisi bize yer olmadığını ilerdeki bir koyda demirleyebileceğimizi söylüyor. Günlerden sonra kara görüp çıkamamak pek neşesiz bir hareket. Basıyoruz motora karşı adanın plajına gidiyoruz. Burada da bir rüzgar bir rüzgar. Anlıyoruz ki surf meraklıları için güzel bir yer. Atıyoruz demirimizi, başlıyoruz Christmas hazırlıklarına.

Philip bizler için harika bir menü hazırlıyor. Kuzu pirzolalar pişiyor, patates püresi ortama neşe katıyor, yemek üstüne tatlılar, peynirler. Hediyeler alınıyor, veriliyor. Müzik ise hayatta aklıma gelmeyecek kadar ilginç. Adadan yayın yapan İspanyol radyosunda Rock’n Roll Christmas şarkıları çalıyor. Sanırsın Santa dede meğerse hipinin tekiymiş.

Şampanyalar, şaraplar derken gece uyumaya gidiyoruz ki bir süre sonra kuvvetli bir gürültüye kalkıyoruz. Çapanın demirini gövdeye bağlayan koca halat rüzgarın şiddetine dayanamamış ve kopmuş. Gecenin bir yarısı al sana aksiyon. Topluyoruz pılımızı pırtımızı gerisin geriye Graciosa adasında bulunan güneye bakan minik koya gidiyoruz. Adadaki tepelerden kaynaklı burası kuzeyden gelen rüzgara karşı korunaklı. Herkesde bir yorgunluk, bir bıkkınlık. Yatıyoruz öğlene kadar.

Öğleden sonra tekrar açıyoruz yelkenlerimizi, hedef Las Palmas. Kanarya adalarının merkez adası denebilir. Bu sefer rüzgarımız güzel ama çok dönek. Sürekli açısı değişiyor. Bu yüzden de yelkenlerimiz bir doluyor bir boşalıyor. Kuvvetli rüzgar bizi rotamızın kuzeyine itiyor. Yine de çok güzel, hızlı bir yolculuk oluyor. Yaklaşık 18-20 knot rüzgarla hızımız yer yer 9-10 mili buluyor. Tüm gece rüzgarı izlemekle geçiyor. Açısı biraz daraldığı zaman çeviriyoruz burnumuzu güneye doğru. Böyle böyle sabah 8 civarı varıyoruz Las Palmas’a.

Yine limana yaklaşıyoruz, yine yelkenleri indirmek gerek. Bu sefer bizim veya rüzgarın bir suçu yok. Burnumuzu dönüyoruz rüzgara, indirmeye başlıyoruz yelkenleri ki dangalak bir balıkçı ufak kayığı ile geliyor tam karşımızda duruyor. Siren çalıyoruz, bağırıyoruz, el kol yapıyoruz umrunda değil. Yelken daha direğin yarısında iken mecburi tornistan basıyoruz (Tam gaz geri) çeviriyoruz burnumuzu. Rüzgarı yiyen yelken hoooppp suya atıyor kendini. Bu sefer halimiz tam sıçış. Halatlardan çekiştiriyoruz koca yelkeni. Zar zor kaldırıyoruz buma bağlıyoruz tekrardan.

Öyle böyle derken herşey yolunda, fiziksel veya ruhsal bir zarar görmeden varıyoruz Las Palmas’a. Hava sıcak 20 derece civarı. Tekneye uygun bir yer buluyor ve uyumaya çekiliyoruz.

Seyyahın Seyir Defteri: 28 Aralık 2012

Ben hayatım boyunca ilk defa okyanus görmüş oldum. Beni çok etkiledi. Siz daha önce okyanusla karşılaştınız mı? Sizde nasıl bir etki bıraktı? Lütfen düşüncelerinizi benimle paylaşın.


2 Yorum

  1. Vatan Sever

    Uçakla üzerinden geçerken baktığımızı saymazsan, ben de okyanusu ile kez Lizbon (Portekiz) seyahatimizde gittiğimiz Cabo Da Roca’da görmüştüm. Burası Avrupa kıtasının batıdaki en uç noktası. Hatta buraya gelenlere sertifika bile veriyorlar ki, bizde de bir tane var. Okyanusu görünce biz de etkilenmiştik nedense. Oysa, kıyısından bakınca normal denizden hiçbir farkı yok.

    Cevapla

    • Gunes Akdogan

      Göz alabildiğine büyük bir su birikintisi olması sanırım insana heyecan veriyor. Okyanus kıyısında yetişmememiz de bunda etkili olduğunu düşünüyorum.

      Cevapla

Düşüncelerini Bizimle Paylaş