Adriyatik 3. Gün – Kara Göründü

Sabah 06:00 civarı çoktan uyanmıştım. Açık deniz havası insanı dinç tutmakta ve bol oksijen kısa uykuları son derece verimli kılmakta. GPS’i kontrol edince İtalya kıyılarına yaklaştığımızı ve rotamızı 136 dereceye çevirdiğimizi görüyordum. Kıyıya yaklaştığımız için artık daha çok sayıda tanker, balıkçı tekneleri ve yolcu gemileri görmeye başlıyoruz. Saat 17:00 civarı üçüncü günümüzde ilk defa kara görünüyor. Gerçekten heyecan verici bir olay. Şimdi daha iyi anlıyordum gemicilerin kara gördüklerinde neden öyle heyecan ve sevinç içinde olduklarını. Fakat gördüğümüz görüntü benim için hiç hoş ve güzel değildi. Organik kimyasal ürünlerin üretildiği rafinerinin deniz kıyısındaki bol dumanlı ve kirli görüntüsü neredeyse tüm keyfimi kaçıracaktı. Bu güzel denizlerin tadını çıkarmamıza sebep olan yelkenli tekneyi de; doğayı, atmosferi, denizi, çevreyi kirleten ve yaşanmaz hale çeviren rafineri, santral, fabrikaları yapanlar da insanlar.

Tüm bunları düşünürken birden uzaktan suyun üstüne zıplayan yunuslar gözümüze çarpıyor. Hiç vakit kaybetmeden tekneye yanaşıp ikili gruplar halinde teknenin baş tarafında zıplayarak tekne ile yarışıyorlardı. İlk defa bir yunusu yakından görüyorduk. Baran da ben de çok heyecanlandık. İnanılmaz varlıklardı. Sudan dışarı zıplıyorlar, suyun içinde dönüyorlar bir sağa bir sola yüzerek türlü numaralar yapıyorlardı. Bir süre sonra zıplaya zıplaya bizden uzaklaştılar.

Yaklaşık yarım saat içerisinde liman girişindeki fenerin yakınından geçiyorduk. Limana doğru ilerlerken tarihi bir kale gözümüze çarpıyor. Bu kale Napoli Kralı I. Ferdinand tarafından 1491 yılında yaptırılmış. Aragonese Kalesi veya Deniz Kalesi olarak bilinmektedir. Bu arada başımızın üstünden geçen inişteki bir uçak dikkatimizi çekiyor. Liman girişinin hemen ardındaki havaalanı sebebiyle burada alçaktan uçan uçakları izlemek mümkün.

Kalenin bulunduğu adacığı geçer geçmez kuzeye yönelip Brindisi Marinaya doğru yol alıyoruz. Marinaya yaklaştığımızda uygun telsiz frekansından haberleşerek bizi yönlendirmelerini istiyoruz. Merkezden bir Zodyak bot yollanıyor. Bize bağlanacağımız yeri gösteriyorlar.
Saat 19:00 civarı karaya ayak basıyoruz. 3. gün karaya çıktıktan sonra sanki yer denizdeymiş gibi sallanıyordu. Teknenin ritmine uyum sağlayan orta kulağımız bu sefer sabit kara parçasına yabancılaşmıştı. Marinaya giriş işlemimizi yaptırdıktan sonra liman polis ofisine yöneliyoruz. İtalya’ya giriş işlemimizi yaptırmamız gerekiyor. Fakat ofis kapalı ve etrafta herhangi bir polis bulamıyoruz. Marina merkezine tekrar durumu bildiriyoruz. Bu saatte polis bulmak zordur diyorlar. Bize merak etmeyin bir şey olmaz diyerek İtalyanların ne kadar da biz Türklere benzediğini bir kez daha gösteriyorlar. Marina içinde bir de tamir atölyesi bulunmakta. Burada teknelerin her türlü tamir ve onarım işlemlerini yaptırmak mümkün. Bu atölyenin baş ustası Guseppe’yi buluyor ve teknemizin motor bakımını yaptırmak istediğimizi söylüyoruz. Ertesi sabah erkenden bir tamirci yollayacağını söylüyor ve teknemizin bilgilerini not alıyor.
birindisi
İTALYA – BRİNDİSİ

Karaya çıktığımıza göre biraz gezmek hakkımızdır diye düşünüyoruz. Marinanın yakınlarındaki bir duraktan otobüse biniyoruz ve iskelenin yakınlarında otobüsten iniyoruz. Buradan merdivenleri inerek küçük bir iskeleye varıyoruz. Buradan kalkan teknelerle küçük bir ücret karşılığı karşı kıyıya geçiyoruz. Bu ufak yolculuk sırasında bir yanda marina anıtı ve diğer yanda ise savaş gemilerinin bulunduğu limanı izliyoruz. Bu arada tüm yol boyunca bimini yokluğundan güneş gözlüğümü çıkarmadığım için akşamüstü tam bir panda görüntüsü sergileyerek insanlar arasında baya dikkat çektiğimi fark ediyorum.

İtalya’da insanlar hem görüntü hem de yaşam tarzı olarak biz Türklere inanılmaz benzemekte. Merkezdeki sokaklara girince dikkatimi ilk çeken şey Çeşme’ye feribot bileti satan acentelerin çokluğu oluyor. Çoğunlukla Avrupa’nın çeşitli şehirlerinden Türkiye’ye araçlarıyla yolculuk eden Türkler yaz aylarında yoğun olarak buradan yolcu gemileri ile Çeşme’ye gitmekte. Sokaklarda bir çok insan dolaşmakta. Her yer ünlü İtalyan dondurması (Gelato) satan dükkanlarla dolu. Burada dikkatimi çeken olay ise bakkalların önünde duran masalar. Bakkalları tıpkı bir kafeterya gibi kullanmak mümkün burada. Masalardan birine oturuyoruz ve keyif biramızı yudumluyoruz.

Buradan İzmir’deki tanıdıklara telefon etmeye çalışmak tam bir eziyet oldu benim için. İngilizce bilen pek insan yok, bilen de konuşmazmış zaten. Bakkaldan zorla bir telefon kartı alıyorum. Yine bu kartla zorla telefon etmeye çalışıyorum fakat nafile. Telefon sistemleri bizimkilerden biraz farklı. Arama kartları var. Bakkala geri gidiyorum zar zor derdimi anlatmaya çalışıyorum. Bakkal amca bana bön bön baktıktan sonra kendi telefonunu uzatıyor. En sonunda telefon etmeyi başarıyorum. İş ödemeye gelince ise nedendir bilinmez bakkal amcaya bir türlü para kabul ettiremiyorum. Ben de jest olsun diye bakkaldan bir şeyler alıp çıkıyorum.

Saat 21:45 civarı tren istasyonunun karşısındaki durakta marinaya dönmek için otobüs bekliyoruz. Yaklaşık yarım saat otobüs bekledikten sonra öğreniyoruz ki buradan geçen otobüs saat 20:00’den sonra rotasını değiştirmekte ve arka sokaktan geçmekteymiş. Tekrar yer değiştirip diğer durakta otobüs beklemeye başlıyoruz. Ortalık ıssız ve sakin. Bizden başka birkaç kişi daha var otobüs bekleyen. Otobüs geldiğinde şoföre inatla marinada ineceğimizi anlatmaya çalışıyoruz. Fakat kendisi bunun olmayacağını bize söylemekte ısrar ediyor. Marinadan gelirken bindiğimiz otobüsle aynı numara fakat şoför inatla “No marina, no marina” şeklinde cevaplar vermekte. Tabii arada bol bol ne anlama geldiğini bilmediğimiz İtalyanca sözler sarf etmekte. Otobüste sadece 4 kişiyiz ve bizden başka İngilizce bilen de yok. Şansımıza birkaç durak sonra otobüse binen bir kız az da olsa İngilizce biliyormuş ve bize yardımcı oluyor. Ondan sonra anlıyoruz ki sevgili şoförümüz bizim “Maria” isimli bir arkadaşımıza gittiğimizi sanmaktaymış ve Maria’yı tanımadığını anlatmaya çabalıyormuş. Bu durum otobüste bolca kahkahaya sebep oldu tabii ki. Derdimizi anlattıktan sonra anlıyoruz ki otobüs marinanın pek yakınından geçmiyormuş. Fakat yine ilginç bir olay oluyor ve belediye otobüsü yolunu değiştirip gülüşmeler eşliğinde bizi marinanın kapısına kadar bırakıyor. Buna en az bizim kadar marina kapısındaki güvenlik de şaşırıyor.

Hakkında Güneş AKDOĞAN

10 yıldır hayal kurdum, planlar yaptım, herkese anlatıp durdum. İstediğim tek şey Dünya’yı görmekti. Bize gösterilen yerleri değil, adını duymadığım, komşu şehirde yaşayanların bile bilmediği yerleri görmek istedim. 2 Ocak 2012 tarihinde hayal kurmayı bıraktım, sırtçantamı yüklendim ve yola çıktım. Binlerce km yolu yürüdüm, okyanusu yelkenle geçtim, yağmur ormanlarında yaşadım.

İlginizi Çekebilir!

Sakız Adası – Çeşme

Sabah 06:30’da demir alıyoruz ve yola çıkıyoruz. Adanın güneyine indikten sonra yönümüzü doğuya çeviriyor ve …